Giriş

Günümüzde pek çok insan bir türlü gerçek huzuru yakalayamadığından, onca çabaya, çalışmaya ve yorgunluğa rağmen bir türlü mutlu olamadığından şikayetçidir. Bu kişilerin aradıkları ve bulamadıkları en önemli şey mutluluktur. Böyle bir sonuçla karşılaşmalarının sebebi ise, mutluluğu yanlış yerde, yanlış kimselerde bulacaklarına inanmış olmalarıdır.

Kimisi için mutluluk, elde edeceği maddi zenginliktedir. Kimi insan içinse mutluluk, herkes tarafından tanınmak, herkesin sevdiği, beğendiği, peşinden koştuğu bir kişi olmaktır. Kimileri içinse mutluluk, yaşadığı sıkıntılı ve monoton hayattan biraz olsun kurtulmak, sorunlarını unutmaktır. Ancak tüm bu insanların elde ettikleri mutluluklar sahte ve geçicidir. Sadece yaşanılan o ana mahsustur; bu an bittiğinde duyulan mutluluk da sona erer ve kişi yine eski sıkıntılı hayatına geri döner.

Tüm insanların arayışı içinde oldukları gerçek mutluluğu bulabilmek ise aslında çok kolaydır. Ne var ki insanların pek çoğu kendilerini asıl mutluluğa ulaştıracak yolu gözardı etmektedirler. İşte bu sitede gerçek mutluluğun kaynağının Allah'a teslim olmak, O'nun Kuran'da emrettiği güzel ahlakı yaşamak ve yaşatmak olduğu anlatılmaktadır.

Allah Müminlere Üzüntüyü Haram Kılmıştır

Mutsuzluk Her Türlü Belanın Başıdır ve Haramdır

10 Nisan 2010 Cumartesi

Yüce Allah'ın Yoluna Tabi Olanlar Gerçek Huzuru Yaşayabilirler

Hayatınız boyunca pek çok insanla karşılaşmışsınızdır. Bu kişilerin sıkıntılarını dile getirdikleri hallerini, ailevi sorunlarından, maddi sıkıntılarından, insanlarla aralarındaki problemlerinden bahsedişlerini, trafik sıkıştığında ya da bir yerde sıra beklerken kendi kendilerine söylenişlerini gözünüzün önünde canlandırın. Bir de dünya şartlarında olabilecek en yüksek hayat standartını elde etmiş, en güzel evlerde oturup en son model arabalarla dolaşan, kariyerleriyle, itibarlarıyla toplumda en saygı duyulan, insanların hayatlarına bir göz atın.

Tüm bunları dikkatlice aklınızdan geçirdiğinizde çok önemli bir gerçeği fark ettiğinizi göreceksiniz.

Sahip oldukları mal-mülk, yaptıkları işler, sevdikleri insanlar, bu kişileri gerçek anlamda mutlu etmeye yetmemektedir. Bu insanların hayatına hakim olan hep hüzün, karamsarlık, ümitsizliktir, mutlu olabildikleri anlar ise hem geçicidir hem de gerçek mutlulukla kıyaslandığında son derece yüzeyseldir. Hatta bazen de, kendilerini ve de çevrelerindeki insanları kandırmaya yönelik taklitlerden ibarettir. İçten içe çevrelerindeki güzelliklerin tadını almalarını engelleyen gizli bir azap yaşarlar.

Peki ama bu insanlar neden mutsuzdur? Neden iç dünyalarında azap duyar, neden huzursuz bir yaşam sürerler?

Bu insanların, en güzel nimetlerin içerisinde bile azap çekmelerinin ve mutsuz olmalarının nedeni, Allah'tan uzak bir hayat sürüyor olmalarıdır. Mutsuzluktan ve gizli azaplardan kurtulabilmenin tek çözümü, Allah'a samimi bir kalple iman etmektir. Allah'a karşı bu mutlak samimiyet elde edilmediği sürece, insanlar gerçek anlamda mutluluğu yaşayamazlar. İman etmeyenlerin dünyadaki bu gizli azapları ise ahirette sonsuz bir azaba dönüşecektir.

Allah bir ayette, "Müminler gerçekten felah bulmuştur" (Müminun Suresi, 1) şeklinde buyurarak, mutluluğu ve kurtuluşu bulanların müminler olduklarını bildirmiştir.

İnsanlar Mutlu Olmak Varken Neden Azap Çekerler?

İnsanların büyük çoğunluğu tüm çabalarına rağmen bir türlü gerçek anlamda mutluluğu yaşayamazlar. Bunun için dünya hayatında insanın aklına gelebilecek her yolu denerler; her seferinde yeni ideallerin peşinden koşar ve bunları elde ettiklerinde mutluluğu da yakalayacaklarına inanırlar. Bunun için kimi zaman iyi bir dost ya da arkadaş ararlar, kimi zaman maddi beklentileri, kimi zaman da manevi istekleri olur.

Oysa ellerinde mutlu olabilmek için her türlü imkan vardır. Allah bir ayette insanlara verdiği nimetlerle ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Nahl Suresi, 18)

Allah'ın ayette bildirdiği gibi insan yaşamı boyunca birbirinden güzel nimetlerle karşılaşır. Allah dünyayı insanın zevk alabileceği nimetlerle donatmıştır. Ancak insanların gerçek anlamda mutlu olabilmeleri için, dünyadaki nimetler de, peşinden koştukları idealleri de tek başına yeterli olmaz. Bu kimselerin mutsuzluğu, yaşamlarını üzerine kurdukları inanç sistemindeki bozukluktan kaynaklanmaktadır. (Harun Yahya, Gizli Azapların Çözümü)

Mutsuz İnsanlar, Yanlış İnançlara Sahip Olan İnsanlardır

İnsanların büyük çoğunluğu arasında yaygın bir hayat şekli vardır. Bu hayat şekli, din ahlakının olmadığı yerde hayat bulan ‘şeytanın sistemi’dir. Bu sistemde en yakın insanlar bile ilişkilerinde kendi menfaatlerini ön planda tutarlar. Hayatları boyunca samimiyetsiz ve ikiyüzlü tavırlardan şikayet ederler ama çevrelerine aynı ahlakı göstermekten çekinmezler.

Bu insanlar her yolu denedikleri halde bir türlü gerçek iç neşesini, huzur ve mutluluğu yaşayamaz ve bunu da 'hayatın bir gerçeği' olarak kabullenirler. Oysaki mutsuzluk hiçbir şekilde hayatın bir gerçeği değildir. Tam tersine insanların içine düştükleri bu sıkıntının çözümü son derece kolaydır. Allah Kuran'da, "... Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur." (Rad Suresi, 28) ayetiyle, insanlara gerçek mutluluğun ancak iman ile elde edilebileceğini bildirmiştir. İnsanlar Allah'ın üzerlerindeki rahmetini ve korumasını kavradıkları ve iman ahlakını yaşadıkları takdirde, dünya hayatının her anından zevk alabilirler. Ancak o zaman çevrelerindeki güzellikleri gereği gibi takdir edip, mutlu olmayı başarabilirler.

Allah, "Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz." (Nahl Suresi, 97) ayetiyle iman eden kullarına dünyada ve ahirette güzel bir hayat yaşatacağını vadetmiştir. İşte Kuran'a uyanlar dünyada ve ahirette Allah'ın vadettiği bu nimetten faydalanırlar.

Allah'ın kendilerine rahmet olarak gösterdiği bu yoldan yüz çeviren ya da bu yola gereği gibi uymayan insanlar, kendi elleriyle kendilerine mutsuz bir dünya oluşturmuş olurlar.

Allah'ın "Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar." (Yunus Suresi, 44) ayetiyle bildirdiği gibi, bu insanlar kendi kendilerine azap ederler.

Bütün yaşamı boyunca azap ve sıkıntı çeken bir insan için çözüm ise, "... Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez..." (Bakara Suresi, 185) ayetiyle belirtildiği gibi çok kolaydır: İnsanın gizli ya da açık cahiliye ahlakından kalan özelliklerini terk etmesi ve bunun yerine Kuran'a uygun davranması... Allah'a iman eden ve Kuran'a uyan her mümin, Kuran'a daha samimi yaklaşmalı ve ayetlerde anlatılan mümin ahlakına ters düşecek her türlü tavır ya da düşünceden kurtulmalıdır; Kuran ile bildirilen gerçekleri sadece teorik olarak bilmeyi yeterli görmemeli, bunları pratik hayatta da her an hissetmeli ve yaşamalıdır; Allah'ın her yeri sarıp kuşattığını, samimiyetsiz tavırlarını gördüğünü, insanın içinden geçen gizli niyetlerini bile bildiğini unutmamalıdır.

Mutluluğun Sırrı

Mutluluk dünya üzerinde her insanın erişmeye çalıştığı bir kavramdır. Ancak genellikle insanların bekledikleri mutluluk dünyevi şartlara bağlı olan, tamamen koşullu bir mutluluktur. Sürekli olan gerçek mutluluğu ise tam anlamıyla sadece iman edenler yaşayabilirler. Çünkü gerçek mutluluk ne insanlara, ne olaylara, ne mallara ne de makam ve mevkiye bağlıdır. Mutluluğun tek bir sırrı vardır; o da coşkulu bir Allah sevgisi ve Allah’a tevekküldür.

İman eden bir insan bu dünyanın gerçek mahiyetinin, kendi yaratılış amacının, Yüce Allah’ın kendisini denediğinin ve O’na kulluk etmekle sorumlu olduğunun bilincindedir. Bu nedenle, hayatı boyunca, Allah’ın rızasını, rahmetini kazanmaya çalışır ve müminlerin gerçek yurdu olan cennete girmek için çaba harcar.

Mutluluk ise, Yüce Allah’ın salih kullarına samimi imanlarından ve bağlılıklarından dolayı, hem dünyada hem de cennette verdiği çok büyük bir nimettir. Müminlerin mutluluklarının ve huzurlarının kaynağı sadece imanlarıdır. Allah, samimi imanlarına karşılık, onların kalplerine mutluluğu ve huzuru bir nimet olarak hissettirmektedir. Müminlerin yaşadığı, şartlara bağlı bir mutluluk değil, Allah ve ahirete iman etmenin getirdiği manevi bir mutluluktur. Bu anlayıştan uzak yaşayan insanlar ise, iman etmedikleri sürece gerçek mutluluktan uzak kalırlar. Sonsuz güç sahibi Allah, din ahlakını yaşamamalarına karşılık bu insanların kalplerini mutsuz ve sıkıntılı kılacağını bir Kuran ayetinde şöyle bildirmiştir:

Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam’a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir. (Enam Suresi, 125)

Müminleri Mutlu Kılan Nedir?

İman etmeyen insanlar, genellikle ahiret hayatının çok yakın olduğunu ve onunla karşılaşacaklarını düşünmeden yaşarlar. Ölümü, ölüm sonrasında nelerle karşılaşacaklarını, hayatları boyunca tüm yaptıkları için Allah’a hesap vereceklerini, bunun sonucunda da cennet ya da cehennemde sonsuza dek kalacaklarını akıllarına getirmez ya da getirmek istemezler. İşte bu insanları böylesine umursamaz davranmaya iten en önemli etken ise, sonsuz ahiret hayatını kendilerinden uzak görmeleridir. Bu düşüncedeki insanların kendilerince yaşayacak daha çok vakitleri vardır; bu yüzden hiç düşünmedikleri ya da düşünseler bile gerçekleşeceğine pek ihtimal vermedikleri birşey için hayatlarını, çıkarlarını ve kurdukları planlarını feda etmek istemezler. Bunu kendilerince çok büyük bir kayıp olarak nitelendirirler. Büyük bir hata yaparak, dünya hayatını ve dünya menfaatlerini, ahirette kazanacaklarına oranla çok daha yakın ve kolay görürler. Bu yüzden, dünyaya sımsıkı bağlanıp ahireti gözardı ederler. Tüm isteklerini bu kısa dünya hayatına sığdırmaya çalışırlar. Tüm hayatlarını Allah’ı razı edecek davranışlardan, din ahlakını yaşamaktan kaçınarak geçirir, kendi dünyevi tutku ve hırslarıyla tüm vakitlerini tüketirler.

Dünya hayatına duyulan hırs ise, insanları mutsuzlaştırmaktadır. Kuran ahlakından uzak yaşayan bu insanların, dünya hayatında mutlu olamayacaklarını, sürekli sıkıntı içerisinde yaşayacaklarını Yüce Allah, Kuran’da şöyle bildirmektedir:

Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşr edeceğiz. (Taha Suresi, 124)

İman etmeyen insanları mutsuzlaştıran, onlara huzursuzluk veren bir diğer konu ise, karşılaştıkları zorluk ve sıkıntı anlarıdır. Bu insanların mutluluğu tamamen dünyevi çıkar ve kazançlara bağlı olduğundan, zorluk anlarında bu menfaatlerini de kaybetme durumuyla karşı karşıya kalırlar. Herşeyleri buna bağlı olduğundan hiç beklemedikleri bir olayla bunları kaybedecek olmaları, onları büyük bir mutsuzluğa sürükler. Elde edebildikleri geçici neşe ve sevinci de bu yolla tamamen kaybederler. İçinden çıkamayacakları bir karamsarlığa ve umutsuzluğa kapılırlar.

Müminlerin mutluluğu ise, zorluk ve sıkıntı anlarında göstermiş oldukları Kuran ahlakı ile daha da kalıcı bir hale gelir. Müminler, hep Allah’ın rızasını düşündükleri, akıllarını ve vicdanlarını hep bu yönde kullandıkları için, olumsuz gibi görünen durumlardan asla iman etmeyenler gibi negatif yönde etkilenmezler. Aksine zorluk ve sıkıntı anlarında gösterecekleri güzel ve teslimiyetli tavırlarla Yüce Allah’ın rızasını kazanabileceklerini umdukları için, böyle bir anda bile mutluluklarından hiçbir şey eksilmez.

Müminlerin kalbinde, Allah’ın rızasını kazanma umudunun, bu yolda elinden gelen tüm çabayı harcamanın verdiği bir sevinç ve huzur vardır. Yaşadıkları bu neşe ve sevinç onları hem dünya hayatında mutlu ve huzurlu kılar, hem de Allah’ın rızasını daha fazla kazanmalarını sağlayacak olan şevklerinin en önemli kaynağını oluşturur. Bu sevinç ve mutluluk, insanların -iman etmedikleri takdirde- asla ulaşamayacakları ve taklit edemeyecekleri bir sevinçtir. Çünkü bu Allah’ın yalnızca müminlere hissettirdiği ve Allah’ın rızasını, rahmetini ve sonsuz cennetini ummanın verdiği mutluluk ve huzurdur.

İmanın Neşesi

Müminler Allah’a ve O’nun yarattığı kadere iman ettikleri için neşe ve sevinçleri süreklidir. Bu durum onların günlük hayatlarına da yansır ve müminlerin karakterinin temel kaynağını oluşturur. İman etmeyenler ise, Allah’tan ve O’nun ayetlerinden habersiz bir şekilde yaşamanın karşılığı olarak hep mutsuz olurlar.

Müminlerin Allah’a karşı duydukları sevgi, bağlılık ve kadere olan teslimiyetleri, onları maddi ve manevi olarak rahatsız edebilecek her türlü sebebi ortadan kaldırır. Çünkü mümin için yaşamı boyunca ‘kötü’ olarak nitelendirebileceği hiçbir şey yoktur. Göstereceği Kuran ahlakı ile Allah’ın tüm ‘kötü’ gibi görünen durumları, kendisi için ‘hayra’ ve ‘iyiliğe’ dönüştüreceğini çok iyi bilmektedir. Bu da müminin her zaman imani bir neşeye ve sevince sahip olmasını sağlar. Herkesin üzüldüğü, karamsar olduğu bir ortamda, onu üzecek herhangi bir neden mevcut olmadığından, neşesinden ve sevincinden hiçbir şey eksilmez.

Müminlerin tepkileri, imani bir neşeye sahip olduğu için her zaman içten ve samimi olur. Her zaman Allah’a tevekkül ettikleri için, hareketleri ve tavırları karşılarındaki insanlara da büyük bir huzur ve neşe verir. Bu açıdan herkes bir müminle konuşmaktan ve arkadaşlık etmekten büyük zevk alır. Çünkü gerçek anlamda samimiyete, içtenliğe ve neşeye yalnızca müminler sahiptir. Zaten çevresindeki herkes de onun bu halini çok açık bir şekilde fark eder. Mümin, Allah’ın kendisine vermiş olduğu bu eşsiz nimet sayesinde yaşamaktan zevk alan, gerçek anlamda güzel vakit geçiren, mutlu olan ve gülen tek kişidir. Çünkü müminler herşeyin kontrolünün Allah’ın iradesinde olduğunu bilirler. Allah bu konuyu bir ayette şu şekilde bildirmektedir:

De ki: “Allah’ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.” (Tevbe Suresi, 51)

Din ahlakından uzak yaşayan insanlar genellikle güzel vakit geçirmenin, neşenin ve coşkulu bir sevginin zevkini gerçek anlamıyla yaşayamazlar. Bu insanların büyük çoğunluğu zaman zaman iyi vakit geçiriyor veya eğleniyormuş gibi görünseler de, bu durum yaşadıkları hayatın geneline hakim olamamaktadır, çünkü çoğunlukla yaşadıkları sorunları düşünmeleri ve onları kendilerinin çözeceklerini zannetmeleri, yaşamlarının geneline yansımakta, sıkıntı ve gerginlik yaratmaktadır.

Müminler ise Allah’a samimi bir şekilde iman etmelerinin bir karşılığı olarak, Allah’ın onlara hissettirdiği ‘gerçek’ neşeyle dolu bir yaşam sürdürdükleri için, onların aldıkları keyif ve mutluluk en üst seviyededir.

Sürekli Mutluluk Yalnızca Müminlerindir

Sonuç olarak; müminler, içinde bulundukları koşullar ne olursa olsun, daima Allah’a güvenen, hep O’na yönelip dönen, sürekli O’nu razı etmeyi düşünen ve Kuran ahlakından asla taviz vermeyen bir ahlaka sahip olduklarından, Allah’ın hiç bitmeyen rahmeti, fazlı ve sevgisi hep onların üzerindedir. Yüce Allah, Kendisi’ne iman edenleri hiçbir zaman yalnız ve yardımsız bırakmayacağını vadetmiştir. Allah, Kendi yolunda samimi bir şekilde çaba gösteren, hiçbir şüpheye kapılmadan mallarını ve canlarını Allah’ın rızasını kazanmak için seve seve harcayan bu sadık kullarını, yaptıklarına güzel bir karşılık olarak içinde sonsuza kadar kalacakları, nimetlerle donatılmış cennetlerle müjdelemiştir:

Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah’ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur. (Yunus Suresi, 64)

Mutluluğun Gerçek Anahtarı Allah'a İman Etmektir

Mutluluğun Gerçek Anahtarı Allah'a İman EtmektirGerçek mutluluk kalbin tatminiyle mümkündür. Ne var ki bunun yolu, kişinin dünya nimetlerine kavuşması veya insanlardan sevgi görmek, takdir ve övgü almak gibi manevi karşılıklar bulması değildir. Mutluluğun sırrı Kuran’da bildirilmiştir. Bu sır Allah’ın zikretmek ve salih bir mümin olmaktır:

"…Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur. İman edip salih amellerde bulunanlar, ne mutlu onlara. Varılacak yerin güzel olanı (onlarındır)." (Ra’d Suresi, 28-29)

Allah dünyada sayısız güzellik yaratmıştır. Ancak bunlardan gerçek lezzetin alınması için, kişinin bu güzellikleri takdir edebilecek bir anlayışa sahip olması gerekir. Örneğin bir karanfilin yapraklarındaki kusursuz dizilimi, kokusunu, dokusundaki yumuşaklığı fark edebilmesi, daha da önemlisi bu benzersiz güzelliğin büyük bir nimet olarak var edildiğini anlaması gerekir. Bunun gerçek manasıyla anlaşılabilmesi ise ancak ve ancak imanın getirdiği net ve duru bakış açısıyla mümkündür.

Bazı insanlar mutsuzluğu hayatın bir gerçeği olarak kabullenmişlerdir. Oysa mutsuzluk, iman zayifiyetinin mutlak bir sonucundan başka bir şey değildir. İnsan Yaratıcımız olan Allah'ı tanımaz, O’na yönelmez, O’nun elçileri vasıtasıyla bildirdiği güzel ahlakın dışında bir yol tutarsa mutsuz olması kaçınılmazdır. Kuran’ın pek çok ayetinde bu gerçek bildirilmiştir. Taha Suresi’nin 124. ayetinde şöyle buyrulmuştur:

"Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır..."

Çevresindeki sayısız nimete rağmen dünya hayatını sıkıntı ve zorluk içinde yaşadığını düşünen bir insanın, hayatının bir aşamasında artık durup düşünmesi, ne yaptığını, hangi amaç doğrultusunda, nereye doğru sürüklendiğini sorgulaması gerekir. Bu kişi, "Böylesine güzelliklerle donatılmış, zevk verecek nimetlerle dolu bir dünyada yaşam, bu kadar zorlu, bu kadar mutsuzluk ve azap dolu olmamalı" diye düşünmeli, hayatındaki amaçsızlığın ve anlamsızlığın kaynağını araştırmalıdır. Daha fazla vakit kaybetmenin, mutsuzluğu artırmaktan başka bir işe yaramayacağını anlamalı ve ciddi bir arayış içinde olmalıdır. Hayatını dünyadan en yüksek faydayı sağlamak amacı üzerine kurduğu halde -düşündüğünün tam tersine- gerçek huzuru ve mutluluğu hemen hiç yaşayamamasındaki hikmeti düşünmelidir. Kendisine, henüz vakti varken ve henüz ölümle karşılaşmamışken, durup düşünmesi ve yanlış bir yol üzerinde olduğunu anlaması için fırsat verilmektedir. Ancak insanın, ölümün artık kendisine kesin olarak yaklaştığını anladığı anda değil, bir an önce gerçekleri idrak etmesi gerekir.

Samimi olarak bu noktaya geldiği zaman, Allah'ın izniyle vicdanı ona doğru yolu gösterecek, yapması gerekeni söyleyecektir. Tüm insanlara şah damarlarından daha yakın olan ve herşeyi bilen Rabbimiz, onun kalbindeki bu isteği ve arayışı bilir ve ona muhakkak doğru yolu, bu sıkıntılı hayattan kurtuluş yollarını gösterecektir. Unutulmamalıdır ki, eğer insanların yaşantılarında olumlu bir değişiklik, ruhlarında güzele, iyiye doğru bir gelişme olmuyorsa, bu kesin olarak kişilerin kendilerinden kaynaklanmaktadır. Allah bu gerçeği Kuran'da insanlara şöyle bildirmektedir:

"Sana iyilikten her ne gelirse Allah’tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir..." (Nisa Suresi, 79)

Kişinin içinde bulunduğu bu durumun değişmesi için, o insanın ruhunda samimi bir değişiklik yapması gerekmektedir. Allah insanlara bunun sırrını şöyle açıklar:

"Nedeni şu: Bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir. Allah şüphesiz işitendir, bilendir." (Enfal Suresi, 53)

Bu değişikliği yaptığı, samimi bir sorgulamaya gittiği ve samimi bir niyet değişikliğine karar verdiği anda ise, Allah bunu bilir ve bu kişinin üzerindeki nimetini değiştirecektir.

Allah’ın İnsanlar Üzerindeki Merhameti Sonsuzdur

Sonsuz güç ve kudret sahibi olan Allah, iman edenlere olan sevgi ve merhametinin bir göstergesi olarak onları dünya hayatında çeşitli nimetlerle yararlandırmaktadır. Bu, iman eden bir insanın tüm hayatı için geçerlidir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), Allah’ın verdiği nimetlerle ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır:

“Size vermekte olduğu nimetlerinden ötürü Allah’ı sevin, beni de Allah beni sevdiği için seviniz.” (Tirmizi; Huccetü’l İslam İmam Gazali, İhya’u Ulum’id-din, 4. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s.594)

Allah sonsuz esirgeyen ve bağışlayan, rahmeti çok geniş olandır. Yüce Allah'ın istediği ahlak yaşandığı takdirde, Rabbimiz, her kim olursa olsun, geçmişte her ne tavır içinde olunursa olunsun bağışlayacağını; kişinin kötülüklerini iyiliklere çevireceğini, güzel ahlakına karşılık ahirette olduğu gibi dünya hayatında da iyilik ve güzellik yaratacağını bildirmektedir. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirir:

"Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah’a teslim ederse, artık onun Rabbi Katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır." (Bakara Suresi, 112)

Sonuç: Müminlerin Mutluluğu

Kendisi farkında olmadan verilen nimetlerin Allah'ın bir lütfu olduğunu bilen bir insan için, sabah kalktığında nefes almak dahi çok büyük bir nimet ve sevinç vesilesidir. Yürüyebilmek, konuşabilmek, düşünebilmek de bu kişi için büyük bir mutluluk kaynağıdır. Böyle bir insan, dilediği takdirde Allah'ın bu gücü, hareket kabiliyetini elinden alabileceğinin şuurundadır. Bu yüzden günlük hayatta normal gibi görünen bu davranışlar bu bakış açısına sahip iman eden bir insan için büyük bir şükür vesilesidir. Kalbi mutmain olan böyle bir kişinin ise mutlu olması için maddi bir araca ihtiyacı da olmayacaktır.

Bu akla sahip bir mümin dünya hayatının birkaç on yıllık bir imtihan dönemi olduğunu bilir ve asıl yaşamın sonsuz ahiret hayatı olduğunu da unutmaz. Kısa süren yaşamı boyunca gösterdiği güzel ahlakın, zorluk ve sıkıntılar karşısındaki sabır ve tevekkülünün kendisine cennet nimetleri olarak geri döneceğini umut eder. Bu nedenle de dünya hayatındaki her sıkıntı onun için bir ecir vesilesi haline gelir. İşte iman sahiplerinin dünya hayatındaki neşeli, huzurlu, güvenli, rahat tavırlarının nedenlerinden biri budur.

Mutluluğun Gerçek Anahtarı

Mutluluğun Gerçek AnahtarıPek çok insan, dünyanın birbirinden güzel nimetleri elinin altında olmasına rağmen bir türlü mutlu olamadığını fark eder. İnsanlar, yıllarca hayalini kurduğu şeylere kavuştuklarında bile mutlu olamadıklarına şahit olurlar. Hep bir yerlerde bir yanlışlık olduğunu düşünerek “şöyle olmasa mutlu olacaktım”, “keşke bunu yapmasaydım” gibi düşüncelerle kendilerini avutur, yeni çözüm yolları ararlar. Oysa mutluluk için gerekli olan çok büyük bir sırdan habersizdirler. Bu sırrı kavramadıkça, herşey yolunda gitse bile mutlu olmaları mümkün değildir...

Gerçek mutluluk kalbin tatminiyle mümkündür. Ne var ki bunun yolu, kişinin dünya nimetlerine kavuşması veya insanlardan sevgi görmek, takdir ve övgü almak gibi manevi karşılıklar bulması değildir. Mutluluğun sırrı Kuran’da bildirilmiştir. Bu sır Allah’ın zikretmek ve salih bir mümin olmaktır:

“…Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur. İman edip salih amellerde bulunanlar, ne mutlu onlara. Varılacak yerin güzel olanı (onlarındır).” (Ra’d Suresi, 28-29)

Allah dünyada sayısız güzellik yaratmıştır. Ancak bunlardan gerçek lezzetin alınması için, kişinin bu güzellikleri takdir edebilecek bir anlayışa sahip olması gerekir. Örneğin bir karanfilin yapraklarındaki kusursuz dizilimi, kokusunu, dokusundaki yumuşaklığı fark edebilmesi, daha da önemlisi bu benzersiz güzelliğin büyük bir nimet olarak var edildiğini anlaması gerekir. Bunun gerçek manasıyla anlaşılabilmesi ise ancak ve ancak imanın getirdiği net ve duru bakış açısıyla mümkündür.

Bazı insanlar mutsuzluğu hayatın bir gerçeği olarak kabullenmişlerdir. Oysa mutsuzluk, iman zayifiyetinin mutlak bir sonucundan başka bir şey değildir. İnsan Yaratıcısı’nı tanımaz, O’na yönelmez, O’nun elçileri vasıtasıyla bildirdiği güzel ahlakın dışında bir yol tutarsa mutsuz olması kaçınılmazdır. Kuran’ın pek çok ayetinde bu gerçek bildirilmiştir. Örneğin Taha Suresi’nin 124. ayetinde şöyle buyrulmuştur:

"Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır..."

İlk başta da de belirtiğimiz gibi, çevresindeki sayısız nimete rağmen dünya hayatını sıkıntı ve zorluk içinde yaşadığını düşünen bir insanın, hayatının bir aşamasında artık durup düşünmesi, ne yaptığını, hangi amaç doğrultusunda, nereye doğru sürüklendiğini sorgulaması gerekir. Bu kişi, "Böylesine güzelliklerle donatılmış, zevk verecek nimetlerle dolu bir dünyada yaşam, bu kadar zorlu, bu kadar mutsuzluk ve azap dolu olmamalı" diye düşünmeli, hayatındaki amaçsızlığın ve anlamsızlığın kaynağını araştırmalıdır. Daha fazla vakit kaybetmenin, mutsuzluğu artırmaktan başka bir işe yaramayacağını anlamalı ve ciddi bir arayış içinde olmalıdır. Hayatını dünyadan en yüksek faydayı sağlamak amacı üzerine kurduğu halde -düşündüğünün tam tersine- gerçek huzuru ve mutluluğu hemen hiç yaşayamamasındaki hikmeti düşünmelidir. Kendisine, henüz vakti varken ve henüz ölümle karşılaşmamışken, durup düşünmesi ve yanlış bir yol üzerinde olduğunu anlaması için fırsat verilmektedir. Ancak insanın, ölümün artık kendisine kesin olarak yaklaştığını anladığı anda değil, bir an önce gerçekleri idrak etmesi gerekir.

Samimi olarak bu noktaya geldiği zaman, Allah'ın izniyle vicdanı ona doğru yolu gösterecek, yapması gerekeni söyleyecektir. Tüm insanlara şah damarlarından daha yakın olan ve herşeyi bilen Rabbimiz, onun kalbindeki bu isteği ve arayışı bilir ve ona muhakkak doğru yolu, bu sıkıntılı hayattan kurtuluş yollarını gösterecektir.

Unutulmamalıdır ki, eğer insanların yaşantılarında olumlu bir değişiklik, ruhlarında güzele, iyiye doğru bir gelişme olmuyorsa, bu kesin olarak kişilerin kendilerinden kaynaklanmaktadır. Allah bu gerçeği Kuran'da insanlara şöyle bildirmektedir:

“Sana iyilikten her ne gelirse Allah’tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir...”(Nisa Suresi, 79)

Kişinin içinde bulunduğu bu durumun değişmesi için, o insanın ruhunda samimi bir değişiklik yapması gerekmektedir. Allah insanlara bunun sırrını şöyle açıklar:

“Nedeni şu: Bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir. Allah şüphesiz işitendir, bilendir.” (Enfal Suresi, 53)

Bu değişikliği yaptığı, samimi bir sorgulamaya gittiği ve samimi bir niyet değişikliğine karar verdiği anda ise, Allah bunu bilir ve bu kişinin üzerindeki nimetini değiştirecektir.

Allah’ın İnsanlar Üzerindeki Merhameti Sonsuzdur

Allah sonsuz esirgeyen ve bağışlayan, rahmeti çok geniş olandır. Allah'ın istediği ahlak yaşandığı takdirde, Rabbimiz, her kim olursa olsun, geçmişte her ne tavır içinde olunursa olunsun bağışlayacağını; kişinin kötülüklerini iyiliklere çevireceğini, güzel ahlakına karşılık ahirette olduğu gibi dünya hayatında da iyilik ve güzellik yaratacağını bildirmektedir. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirir:

Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah’a teslim ederse, artık onun Rabbi Katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Bakara Suresi, 112)

Sonuç: Müminlerin Mutluluğu

Kendisi farkında olmadan verilen nimetlerin Allah'ın bir lütfu olduğunu bilen bir insan için, sabah kalktığında nefes almak dahi çok büyük bir nimet ve sevinç vesilesidir. Yürüyebilmek, konuşabilmek, düşünebilmek de bu kişi için büyük bir mutluluk kaynağıdır. Böyle bir insan, dilediği takdirde Allah'ın bu gücü, hareket kabiliyetini elinden alabileceğinin şuurundadır. Bu yüzden günlük hayatta normal gibi görünen bu davranışlar bu bakış açısına sahip iman eden bir insan için büyük bir şükür vesilesidir. Kalbi mutmain olan böyle bir kişinin ise mutlu olması için maddi bir araca ihtiyacı da olmayacaktır.

Bu akla sahip bir mümin dünya hayatının birkaç on yıllık bir imtihan dönemi olduğunu bilir ve asıl yaşamın sonsuz ahiret hayatı olduğunu da unutmaz. Kısa süren yaşamı boyunca gösterdiği güzel ahlakın, zorluk ve sıkıntılar karşısındaki sabır ve tevekkülünün kendisine cennet nimetleri olarak geri döneceğini umut eder. Bu nedenle de dünya hayatındaki her sıkıntı onun için bir ecir vesilesi haline gelir. İşte iman sahiplerinin dünya hayatındaki neşeli, huzurlu, güvenli, rahat tavırlarının nedenlerinden biri budur.

“…bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız…” (Nahl Suresi, 97)

“…Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur." (Ra’d Suresi, 28)

Sonsuz güç ve kudret sahibi olan Allah, iman edenlere olan sevgi ve merhametinin bir göstergesi olarak onları dünya hayatında çeşitli nimetlerle yararlandırmaktadır. Bu, iman eden bir insanın tüm hayatı için geçerlidir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), Allah’ın verdiği nimetlerle ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır:

“Size vermekte olduğu nimetlerinden ötürü Allah’ı sevin, beni de Allah beni sevdiği için seviniz.” (Tirmizi; Huccetü’l İslam İmam Gazali, İhya’u Ulum’id-din, 4. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s.594)

Allah sana bir zarar dokunduracak olsa, O’ndan başka bunu senden kaldıracak yoktur. Ve eğer sana bir hayır isterse, O’nun bol fazlını geri çevirecek de yoktur. Kullarından dilediğine bundan isabet ettirir. O, bağışlayandır, esirgeyendir. (Yunus Suresi, 107)

Müslümanlar Allah'a ve Dine Derin Bir Sevgiyle Bağlıdırlar

Müslümanlar Allah'a ve Dine Derin Bir Sevgiyle BağlıdırlarDinin derinliğini kavramak ve Kuran ahlakını hayatın her anında yaşamak, samimi bir Müslümanın en dikkat çekici özeliklerinden birisidir. Allah’ın Kuran’da bizlere tarif ettiği mümin özelliklerine baktığımızda, “derinliğin” dinin yaşanmasında çok önemli olduğunu ve Allah’ın bizleri bu konu üzerinde düşünmeye teşvik ettiğini görürüz. Müslümanın birçok güzel özelliği vardır. Allah’tan korkan samimi bir Müslüman ibadetlerinde titizdir, fedakardır, merhametli ve şefkatlidir, affedicidir, akıllıdır, sevgi doludur. Allah’a ve yarattıklarına karşı sevgi ve saygıyla dolu bir yaklaşım içindedir. Sorumluluk sahibidir, dikkati ve şuuru açıktır. Allah’tan saygıyla korkar, ahirette Allah’a hesap vereceğinin bilincindedir. Huzurlu ve mutmain bir ruha sahiptir. Müslümanın, bunlar gibi daha birçok güzel özelliği vardır ve hayatı boyunca bu özelliklerini daha da mükemmel hale getirmeye çalışır.

İnsanın imanını, Allah’a olan sevgisini, saygısını, Allah korkusunu, takvasını sürekli arttırması ancak derinleşmesiyle mümkündür. Allah Kuran’ın birçok ayetinde Müslümanların dinde derin bir kavrayışa sahip olduklarını bildirmektedir. Bunun için insanın Allah’ın sonsuz gücünü ve kudretini çok iyi düşünüp kavramaya çalışması gerekmektedir. Mümin içten gelen samimi bir istekle, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edebilmenin ihtiyacını hisseder. Ruhu ancak Allah’ın varlığından ve Allah’a olan imanından dolayı güç bulur. Samimi bir Müslüman için Allah’ın ve dinin varlığı en büyük mutluluk vesilesidir. İnsan Allah’a olan sevgisinde, saygısında ve Allah’a karşı hisettiği saygı dolu korkuda, daima bir derinleşme isteği içindedir. Bu ihlaslı bir Müslümanın ruhunun tabi bir ihtiyacı olduğu için, bunu hissederek ve şevkle, Allah’tan ister. İnsan Allah’ın sonsuz gücünü gördükçe, yarattıklarına bakıp bunlardaki harikalıkları farkettikçe Allah’a olan sevgisi ve saygısı daha da artar. Dilediği herşeyi mükemmel yaratan Yüce Rabbimiz'in sonsuz mükemmellikte olduğunu düşünmek, sonsuz bir akla ve yaratma gücüne sahip olduğunu bilmek insanın Allah’ın sanatına olan hayranlığını arttırır. Allah Kuran’da, “Elbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır.” (Hicr Suresi, 75) ayetiyle derin bir kavrayışa sahip olmanın önemine dikkat çekmektedir. Dini derin kavramak ve yaşamak, insanın çevresindeki ayetleri daha iyi görebilmesini, Allah’ın yarattığı güzellikleri daha iyi farkedebilmesini, Allah’a daha güçlü bir sevgiyle bağlanmasını sağlar. Kavrayış derinliği ile, bunun insanın hayatına getirdiği güzellikler orantılıdır. İnsan, Allah’ın Kuran’da beğendiğini bildirdiği ahlakı ve Müslüman ruhunu ne kadar güçlü yaşarsa, ruh kalitesi ve hayatının anlamı da o oranda güzelleşir. Bunun için Allah’ı, Allah’ın yarattıklarını, Allah’ın Kuran’da dikkat çektiği olayları, örnekleri, dinin özünü, ahireti, dünyanın geçiciliğini ve Allah’ın bizim üzerinde düşünmemizi istediği konuları dikkatlice, samimiyetle, Kuran şuuruyla ve Allah’tan anlamayı isteyerek düşünmek gerekir. İnsan düşünürken detayları anlamaya, daha önce farkedemediklerini farketmeye ve Allah’a hep daha fazla yaklaşmaya niyet etmelidir. Allah’ın bizlerden istediği derin düşünmek ancak bu şekilde mümkün olabilir.

Mümin hayatı boyunca Allah’ın kendisine gösterdiği her olay ve ayrıntıda daima Allah’ın ayetlerini, olayların hayır ve hikmet yönlerini düşünüp görmeye çalışmalıdır. Yerde yürürken gördüğü bir karınca, başını gökyüzüne uzattığında dizi dizi uçan kuşlar, dağların heybeti, yağmur taşıyan bulutlar, rüzgarla sürüklenen bir yaprak tanesi, yolda karşısına çıkan herhangi bir insan; bunların tümü, Allah’ın o kişi için birçok hikmetle kaderinde yarattığı detaylardır. Derin düşünen bir mümin gördüğü, duyduğu, tanık olduğu her olayın Allah’ın iradesi ve sonsuz kontrolüyle var olduğunun bilincindedir. Yolda giderken yanından geçen bir cenaze arabası ona ölümü, ahireti, Allah’ın huzurunda vereceği hesabı, Allah’ın sonsuz gücünü ve dünyanın geçiciliğini hatırlatır. Kalbi ve ruhu sürekli Allah ile beraber olduğu için, herşeyde Allah’ın gücünü hisseder. Allah’a daima saygı dolu bir korku ve derin bir sevgiyle yönelir. Son derece gelişmiş bir donanıma sahip olan güzel bir araba, insana hayatında çok fazla kolaylık sağlayan bir bilgisayar Allah’ın sınırsız bir yaratma gücüne sahip olduğunu ve bizlere sürekli nimet sunduğunu düşündürüp, şükretmesine vesile olur. Allah’ın Kuran’da bildirdiği daha önce yaşamış olan kavimlerin başlarından geçenler düşünmesini sağlar.

Nasıl insanın yaşamak, hayatını devam ettirebilmek için yemeğe, suya ihtiyacı varsa aynı şekilde Müslümanın da ruhunu geliştirmesi için düşünmeye ve derinliğe ihtiyacı vardır. Tıpkı yaşamak için bedenin ihtiyacı gibi, ruhunda sağlıklı olabilmesi için sürekli tefekkür anlamında bir takviyeye, zenginleştirilmeye yönelmesi gerekir. bunun için müminin Allah’ın ayetlerine, dine, Allah’ın rızasına bilinçli bir şekilde yönelmesi gerekir.

Şuur sahibi ve Allah’ın sonsuz büyüklüğünün farkında olan bir insanın hayatının her anına din hakimdir. Her düşüncesi, her hareketi Kuran ahlakı ve Allah’ın rızası doğrultusunudadır. Aklında sürekli olarak, “Allah’a nasıl daha yakın olabilirim”, “Allah’ın benden razı olması için kendimi nasıl geliştirebilirim” düşüncesi vardır.

Dindar ve samimi bir Müslüman her zaman mutludur, Allah’a olan imanından kaynaklanan bir heyecan ve şevke sahiptir. Nimetle de zorluklarla da denense, mutlaka kalbi Allah sevgisiyle dolu olarak Allah’a yönelir. Herşeyde çözümü sadece Kuran’da arar. Allah’a kavuşacağı ana kadar, Allah’a olan sevgisi sürekli artar. Ahirette ise bu sevgisinin güzelliğini sonsuza kadar yaşa

Kuran Ahlakını Yaşamanın Sonucu: Huzur ve Mutluluk

İnsan, yaratılışı gereği mutlu ve huzurlu yaşamak ister. Allah'ın Kuran'da bildirdiği ahlak yapısı, insanın fıtratına en uygun yaşamı sunar. Kuran ahlakı dışındaki yolların hepsi insanın huzursuz yaşam sürmesine neden olur.

Yaşları, meslekleri, sosyal konumları her ne olursa olsun, Kuran ahlakından uzak toplumlarda yaşayan insanların hiçbiri tam anlamıyla mutlu ve huzurlu bir yaşam sürdürememektedirler.

Çözüm Kuran'da Aranmalıdır

Kuran ahlakını yaşamayan, yani cahiliye hayatına göre davranan insanların içinde bulundukları en büyük yanlış budur; çözümü Kuran'da aramamak...

Bu kişiler içerisinde bulundukları durumun açmaz bir hal aldığını açıkça görürler. Yaşadıkları hayat tarzının, benimsedikleri karakter yapısının onlara istediklerini vermediğini, kendilerini tatmin etmediğini ve hatta sıkıntıya soktuğunu hayatlarının her anında hissederler. Ancak buna çözüm olarak cahiliyenin sunduğu diğer alternatifleri deneme yoluna giderler ki, bu da onlara yine mutsuzluk ve huzursuzluk getirir. Cahiliye sistemlerinin temelde birbirinden hiçbir farkı yoktur. Belki insanlar, mekanlar ve şartlar değişebilir ama yaşanan kaygılar ve hedefler hep sabit kalır. Örneğin cahiliye yaşamına göre 'entel' olmak veya 'sosyete kültürü' ile yaşamak çok önemlidir. Ancak bu iki yaşam modeli her ne kadar birbirinden farklı olarak görülse de hedef hep aynıdır: Dünya hayatına göre yaşamak.

Oysa dünya hayatı hırsla bağlanılmayacak kadar kısadır. Dünya hayatında kazanılan hiçbir şey baki kalmaz. Ölümle birlikte dünya hayatındaki her şey yok olacaktır. Bu nedenle, yalnızca dünyevi kazançlar elde etmek için atılan her adım insana büyük sıkıntılar getirir.

Buna karşılık Allah insanlara mutlu ve huzurlu olmanın yollarını Kuran'da bildirmiştir: Bir insan ancak Allah'a yöneldiği ve O'nunla dost olup, Rabbimizin beğendiği ahlakı yaşadığında sıkıntılarından kurtulabilir. Allah, bir ayetinde bu önemli sırrı şöyle bildirir:

"Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur." (Rad Suresi, 28)

Kuran'da tarif edilen mümin karakterinde sıkıntı, huzursuzluk, kaygı ve karmaşa yoktur. İman edenler Kuran ahlakını yaşadıkları için dünyada güzel bir hayat yaşarlar, dengeli bir ruh hali içinde olurlar ve güzel tavırlar gösterirler.

Allah'ın Rızasını Hedeflemek

Kuran ahlakından uzak yaşayan insanların mutlu olamamalarının ve bir türlü çıkış yolu bulamamalarının bir sebebi de yalnızca insanların hoşnutluğunu kazanmak için yaşamalarıdır. Bir insan tüm doğrularını, yanlışlarını ve hayatını insanların değer yargılarına göre belirliyorsa, insanlar için yaşıyor demektir.

İnsanlar için yaşamak ise, büyük bir zorluktur. Çünkü her insanın beğenisi farklı ölçüler üzerine kurulmuştur. Bir insanın çevresinde yüzlerce insan olduğu düşünülecek olursa, bunların her birini memnun etmek için ayrı çaba harcamak gerekecektir. Birinin memnun olduğu bir tavırdan bir diğeri memnun olmayacaktır. Bu ise, "insanlar için yaşayan" kimselerin, "binlerce farklı talebi aynı anda" karşılaması demektir. Bu da imkansız olduğuna göre, söz konusu kişi sıkıntılı bir hayat sürmek zorunda kalacaktır.

Allah, iman etmeyenlerin bu sıkıntılarına Kuran'da şöyle bir örnek vermektedir:

"Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar." (Zümer Suresi, 29)

Yüce Rabbimiz, insanı ve tüm diğer varlıkları yaratandır. İnsanın nasıl bir yaşantıyla mutlu olabileceğini de yalnızca Allah bilir. Bu noktada insana yardımcı olabilecek tek bir yol vardır; Allah'ın sonsuz aklına ve bilgisine teslim olmak ve Allah'ın rızasını gözeterek yaşamak.

Dünya Bir İmtihan Yeridir

Cahiliye karakteri taşıyan insanların mutlu olamamalarının bir sebebi de dünyada bulunuş amaçlarını unutmalarıdır. Oysa insan Allah'ın aklını, gücünü, sanatını ve tüm diğer üstün sıfatlarını takdir edebilecek mi, O'na gereği gibi kul olabilecek mi, yoksa bunları ve yaratılış amacını unutup, dünya hayatına kapılacak mı diye denenmektedir. Allah Kuran'da dünya hayatının bu gerçeğini şöyle bildirmektedir:

"O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır." (Mülk Suresi, 2)

İnsanın bu şekilde denenmesi, hayatının her anında devam eder. Okulda, işte, evde, sokakta, yalnızken ya da kalabalıkta, hasta iken veya sağlıklı olduğunda, dünyanın bir diğer ucuna da gitse orada da yine imtihanı devam eder. İstisna oluşturabilecek tek bir anı dahi yoktur. Söylediği her söz, yaptığı her tavır ve düşündüğü her şey eksiksiz olarak ahirette karşısına çıkacaktır.

İnsanın dünyada olup biten her olayın bir deneme olarak yaratıldığını unutması, tevekkülsüz bir tavır göstermesine neden olur. Nitekim dinden uzak yaşayan toplumlarda sık sık duyulan "neden böyle oldu, keşke böyle olmasaydı", "işler yolunda gitmiyor", "mahvolduk", "bütün işler ters gidiyor", "şöyle yapmasaydım, böyle olmazdı" ve bunlara benzer pek çok şikayetçi ifadenin altında bu gerçeğin unutulması yatmaktadır.

Kaderi unutmanın ve tevekkülsüzlüğün kesin sonucu ise, sıkıntı ve mutsuzluktur. İnsanların büyük bir bölümü olayların hikmetlerini düşünmedikleri için olumsuz gibi görünen en ufak bir durumla karşılaştıklarında hemen şikayet etmeye başlarlar. Bunun sonucunda da sürekli olarak huzursuz, mutsuz ve sıkıntılı bir hayat yaşarlar.

Oysa insanın üzerine düşen, Allah'ın kendisi için yarattığı her andan razı olmasıdır. Ters gidiyor gibi görünen olaylar meydana gelse de, güzel ahlakta ve Allah'a olan teslimiyetinde kararlı olması ve en önemlisi yaratılış amacını unutmaması gerekir. Kuran'da emredilen güzel ahlakı yaşayan kimseler, bu tür olaylarda gösterecekleri sabrın ahirette ve dünyada kendilerine bir güzellik olarak döneceğini bilmenin huzurunu ve mutluluğunu yaşarlar. (Harun Yahya, Çözüm Kuran Ahlakı)

İmanın Getirdiği Huzur ve Mutluluk

İmanın Getirdiği Huzur ve MutlulukOlayları hayır gözüyle değerlendirmek ve olumlu ya da olumsuz görünen tüm olaylar karşısında aynı sabırlı ve itidalli tavrı göstermek önemli mümin özelliklerindendir. Müminler, meydana gelen her olayın yalnızca Allah'ın kontrolünde olduğunu ve Allah'ın herşeyi bir hayır üzere yarattığını bildikleri için hiçbir konuda üzüntüye, karamsarlığa ve ümitsizliğe düşmezler. Allah'ın müminlerin dualarına icabet edeceğini bildikleri için, en olumsuz görünen bir olayın bile imtihan ortamının bir parçası olduğundan ve müminler için mutlaka hayra dönüşeceğinden kuşku duymazlar. Bu da onların her olay karşısında üstün bir ahlak sergilemelerine vesile olur.

"...Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz." (Bakara Suresi, 216) ayetinde bildirilen bu gerçekler doğrultusunda müminler, başlarına gelen her olaya hayır gözüyle bakarlar. Dolayısıyla işlerinin kendi istedikleri şekilde sonuçlanması konusunda ısrarcı davranmazlar. Ellerinden geleni tam yaptıktan sonra sonucunu Allah'tan bekler ve tevekkül ederler.

İnsanlar hayatları boyunca pek çok olay yaşar, beklemedikleri ya da ummadıkları çok durumla karşı karşıya kalırlar. Bunlar olayları sadece görünen kısmıyla değerlendiren imanı zayıf bir kişi için zor durumlar gibi gözükse de, Müslümanlar yaşadıklarını hep hayır olarak görürler. Bundan dolayı da hiçbir zaman hüzne kapılmazlar. Örneğin bir mümin hastalık ya da ölüm haberi alabilir, önemli bir sınavda başarısız olabilir, işinden ayrılmak zorunda kalabilir, iftiraya uğrayabilir, maddi imkanlarını kaybedebilir, en yakınlarının zorlu hastalıklarına şahit olabilir, sakatlanabilir, çok ölümcül bir hastalığa yakalanabilir... Bütün bu örnekleri artırmak mümkündür. Bu tür örnekler din ahlakından uzak bir yaşam süren insanlara yıkıcı, üzücü ya da telafi edilemez nitelikte olaylar gibi görünebilir. Oysa müminler için hiçbir olay üzülmeyi, hüzne kapılmayı gerektirmez. Herşeyi sakin, tevekküllü değerlendirir, evrendeki hiçbir olayın Allah'ın izni olmadan gerçekleşmediğinin bilinciyle hareket ederler.

Kadere İman Hüzne Kapılmayı Engeller

Müslümanların hüzne kapılmamalarının bir diğer sebebi ise kadere olan güçlü imanlarıdır. İnsanın hayatının her anı, söylediği her söz, düşündüğü herşey, başına gelen her olay, nerede ve ne zaman öleceği o daha dünyaya gelmeden belirlenmiştir. İnsan hayatı süresince Allah'ın kendisi için dilediklerini yaşamaktadır. Müminlere büyük bir huzur ve rahatlık veren de budur; başlarına gelen herşeyi Allah'ın planladığını ve herşeyin mutlaka kendileri için hayır olduğunu bilirler. Bundan dolayı müminler, başlarına gelen her olayda hep Allah'a sığınır, O'na yönelir ve O'ndan yardım dilerler. Her konuda Allah'a tevekkül edip, O'nun kendileri için yarattığı herşeyden razı oldukları için, karşılaştıkları hiçbir olayda korkuya ve endişeye kapılmazlar. Allah'a olan teslimiyetleri, onları her türlü dünyevi korku ve sıkıntıdan uzak tutar. Kuran ahlakını benimsemeyen ve bu ahlaktan uzak yaşayan insanların ise -Allah'a tevekkül etmedikleri için- pek çok korkuları ve endişeleri vardır. Gelecek korkusu, fakirlik korkusu, ölüm korkusu bunlardan en önemlileridir. Sürekli bunları düşünür ve tüm bunların yükünü üzerlerine alarak, bu korkularına çözüm getirmeye çalışırlar. Oysa bir insanın Allah'ın yardımı ve rahmeti olmadan bir çıkış yolu bulabilmesi imkansızdır. Allah'a samimi iman edip, O'na gönülden teslim olmak, müminleri tüm bu sıkıntılardan uzak tutmakta, onları hep dinç, neşeli ve umutlu kılmaktadır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), müminlerin bu ahlakını övmüş ve şöyle demiştir:

"Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mümine hastır, başkasına değil. Ona memnun olacağı bir şey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır." (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, 2.cilt, s. 208)

Allah müminleri cennetle müjdelemiş, yaptıkları tüm salih amelleri kabul edeceğini ve kavuşacakları güzelliğin ve mutluluğun ise pek yakın olduğunu bildirmiştir. Müminleri mutlu kılan, onlara huzur ve ferahlık veren, Allah'a karşı duydukları derin sevgi ve bağlılıkları ve kalplerinin her an Allah ile birlikte olmasıdır. Bundan ötürü hiçbir olay karşısında hüzne kapılmaz, üzüntü ve korku yaşamazlar. Sahabeler de Müslümanlar için bu konuda çok güzel bir örnektir:

"Mü'minler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: "Bu, Allah'ın ve Resûlü’nün bize vadettiği şeydir; Allah ve Resûlü doğru söylemiştir." Ve (bu,) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini artırdı." (Ahzab Suresi, 22)

Peygamberimiz (sav)'in Örnek Ahlakı

Hüzne kapılmamak gerektiğine dair Kuran'da da pek çok örnek vardır. Örneğin Peygamber Efendimiz (sav)'in Mekkeli müşriklerin zulmü nedeniyle sığındıkları mağarada, yanındaki arkadaşına tavsiye ettiği ahlak Kuran'da şöyle bildirilmiştir:

"Siz ona (Peygambere) yardım etmezseniz, Allah ona yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak onu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah ona 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkar edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı..." (Tevbe Suresi, 40)

Peygamberimiz (sav)'in hayatı tehlikede iken korkuya ve hüzne kapılmamasının, endişe duymamasının tek sebebi Allah'a olan güveni ve O'nun kaderde yarattığı her olayın hayır ve güzellik dolu olduğunu bilmesidir. Peygamberimiz (sav)'in bu olaydaki tavrı tüm Müslümanlar açısından önemli bir örnektir. Tevekküllü tavrın nasıl olması gerektiğini Allah bu örnekle Müslümanlara bildirmektedir. Zira çok zor koşullarda dahi Peygamberimiz (sav) asla hüzünlenmemiş, hep Allah'a güvenmiştir. Nitekim Allah Kuran'ın birçok ayetinde hüzünlenmemeyi emretmektedir. (Nahl Suresi, 127 - Neml Suresi, 70 - Meryem Suresi, 24 - Yasin Suresi, 76)

Allah'ın Kuran'da hüzünlenmeme konusunda bu şekilde açık hükümleri olduğu halde olaylar karşısında üzülmek, hüzünlenmek, endişelenmek, umutsuzluğa kapılmak imanlı insanlara kesinlikle yakışmayacak tavırlardır. Dahası bu tip tavırlar iman zaafiyetinin göstergesidir, ki bu hiçbir Müslümanın düşmek istemeyeceği bir durumdur.

İman Edenlerin Tükenmeyen Neşesi

İman Edenlerin Tükenmeyen NeşesiNeşe herkesin çok yakından bildiği bir duygudur. Peki, bu güzel duyguyu sürekli olarak yaşamak mümkün müdür? Neşenin sürekli olması için ne yapmak gerekir?

Genel anlamıyla mutlu olmaktan kaynaklanan ve dışarıya vurulan sevinç ifadesi olarak tanımlanan neşe, her insanın yaşamayı arzu ettiği bir duygudur. Ancak iman etmeyenler ile müminlerin neşesi birbirinden farklıdır. İman etmeyenlerin neşesi çoğunlukla geçici ve dünyaya yönelik yapmacık bir neşedir. Samimi Müslümanların coşkusu ve neşesi ise süreklidir. Peki aradaki bu önemli farkın nedenleri nelerdir?

İman Etmeyenlerin Neşesi Neden Kısa Süreli ve Yapmacıktır?

Neşenin Gelip Geçici Heveslere Dayalı Olması

İman etmeyenlerin neşesinde dikkat çeken önemli noktalardan biri, yaşadıkları coşkunun tümüyle gelip geçici heveslere dayalı olmasıdır. Herhangi bir şeyi elde etme istekleri sonucunda ortaya çıkan hırsları, bu şeyi elde etmeleri ile büyük bir heyecan ve sözde bir neşeye dönüşür. Ancak çok kısa bir süre sonra elde ettiklerine karşı ilgilerini kaybederler. Dolayısıyla kısa bir süre sonra sahip oldukları neşe de kaybolur. Örneğin son model bir araba almayı isteyen bir kişinin bu arabayı elde ettiğinde bir süre için çok neşelenmesi fakat kısa bir süre sonra arabadan sıkılıp, artık o arabaya sahip olmaktan dolayı bir neşe duymaması, iman etmeyen kişilerin gelip geçici neşelerine verilebilecek örneklerden biridir.

Yanlış Neşe Anlayışları

İman etmeyenler monotonluk ve can sıkıntısı içinde geçen hayatlarına neşe katabilmenin tek yolunun eğlenmek olduğunu sanırlar. Eğlenmek elbette ki neşeye vesile olan bir durumdur. Ancak iman etmeyenlerin eğlence anlayışları gece yaşamı, partiler, samimi olmayan sohbetler, yapmacık kahkahalar ve tatiller ile sınırlıdır. Kuşkusuz bir insanın sevdiği kişilerle birlikte vakit geçirmesi, tatil yapması son derece normal ve din ahlakına uygun bir davranıştır. Ancak burada yanlış olan tatil yapan kişinin tatilde geçirdiği günler boyunca ya da arkadaşlarıyla birlikte olan bir kişinin bu süre zarfında Yüce Allah’a olan sorumluluklarını unutarak hareket etmesidir. Bu gibi yanlış eğlence anlayışları nedeniyle de hiçbir zaman neşeleri sürekli olmaz. Bulundukları ortamlarda oluşan ufak bir aksaklık bile tevekkülsüzlükleri nedeniyle neşelerinin bozulması için yeterlidir. Herhangi bir aksaklık olmasa bile partiler saatlerle, tatiller ise günlerle sınırlı olduğu için, bu kişiler tekrar eski monoton yaşamlarına döndüklerinde geçici olarak elde ettikleri bu neşeyi de kaybederler. Nitekim Allah iman etmeyenlerin ülke ülke gezmelerinin geçici olduğunu ve onların son kalış yerlerinin azap yüklü olduğunu şöyle haber verir:

“İnkar edenlerin ülke ülke dönüp-dolaşmaları seni aldatmasın. Az bir yarar(lanma)dır. Sonra bunların barınma yerleri cehennemdir. Ne kötü bir yataktır o!” (Al-İ İmran Suresi, 196-197)

Neşelerinin Dünyadaki Kıstaslar ile Sınırlı Olması

İman etmeyenlerin hayatında onları neşelendireceklerini sandıkları pek çok konu vardır. Zengin olmak, evlenmek, makam-mevki kazanmak, çocuk sahibi olmak, üniversiteye gitmek bunlar arasında sayılabilir. Aslında tüm bunlar Yüce Allah’ın rızasını aramak için yapıldığında ve O’nun lütfuyla gerçekleştikleri unutulmadığında, Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olduklarından dolayı büyük bir neşe kaynağı olur. Ancak kişinin kendi hırs ve isteklerini tatmin etmek amacını yerine getirmek için yapıldıklarında beraberinde gelen neşe de kısa süreli olur. Çünkü Allah’ın rızasını gözetmeden yapılan bir tavırdan alınacak neşe sadece dünya hayatı ile sınırlı ve geçici olur. Yüce Allah bir Kuran ayetinde dünyanın içinde barındırdığı her şey ile birlikte geçici olduğunu şöyle haber vermiştir:

“Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur…” (Hadid Suresi, 20)

Müminlerin Neşelerinin Kaynağı Nedir?

Yüce Allah’ın varlığı müminler için başlı başına bir neşe kaynağıdır. Rabbimiz’in büyüklüğü, O’nun her an her şeyi kuşatması, tüm olayların, tüm insanların yalnızca O’nun dilemesiyle ve kontrolüyle hayat bulması müminlere büyük bir huzur ve neşe verir. Çünkü bu bilgiye sahip olan müminler karşılarına çıkan her olayın yalnızca Allah’ın dilemesiyle gerçekleştiğini, O’nun kaderde yarattığı her şeyin de mutlaka kendileri için en hayırlısı olacağını, kendilerine Allah’tan başka kimsenin bir zarar ya da fayda dokunduramayacağını, en zor anlarında daima Allah’ın tek dostları ve yardımcıları olduğunu bilirler. Bu yüzden de hiçbir olay müminleri üzmez, endişelendirmez.

Yüce Allah'a duydukları sevgi ve bağlılığın neticesi olarak da, hayatları boyunca O’nu hoşnut etmek için çaba harcarlar. Allah'ın hoşnutluğunu kazanma isteği onların en önemli çoşku ve neşe kaynağı olur. Allah'ın rızasını kazanabilme ve O’nun müminler için hazırladığı cennetine kavuşabilme arzusu, Allah’ın izniyle onlara bitmez tükenmez imani bir güç ve neşe kazandırır.

Müminler Nelere Neşelenirler?

Yüce Allah mümin kullarına Kendi Katından neşe, rahatlık ve huzur verir. Onların velisi ve dostu olduğu için hüznü ve kötülüğü onlardan giderir. Zorlukla ve sıkıntıyla karşılaşsalar bile onlara sabır ve güç verir, neşelerini eksiltmez.

İman Edenlerin Sayısının Artması Ve Kuran Ahlakının Yayılması İle Neşelenirler

İman edenler dinin getirdiği güzel ahlakı yaşadıkları ve bunun insanlara nasıl huzurlu ve konforlu bir hayat sunduğunu bildikleri için, aynı huzuru, güzelliği ve neşeyi diğer insanların da yaşamasını isterler. Daha da önemlisi cehennemin ne kadar kesin bir gerçek olduğunu bildikleri için, tüm insanların Allah'ın razı olacağı umulan bir hayat sürerek cehennemdeki sonsuz azaptan korunmalarını arzu ederler. Bu nedenle tek bir kişinin bile Kuran ahlakını yaşamaya başlaması tüm müminler için büyük bir sevinç ve neşe kaynağı olur.

İnkarcılara Karşı Galip Geldiklerinde Neşelenirler

Müminler, Allah'a, elçisine ve müminlere karşı mücadele veren münafıklara ve inkarcılara “Ey Peygamber, kâfirlerle ve münafıklarla cehd et (çaba harca) ve onlara karşı sert ve caydırıcı davran. Onların barınma yerleri cehennemdir, ne kötü bir yataktır o!..” (Tevbe Suresi, 73) ayetinin hükmü gereği sert ve caydırıcı bir tutum sergilerler. Ancak bu fiziksel değil, fikri alanda yürütülen bir mücadeledir. Münafıkların ve inkarcıların müminlere karşı faaliyetlerini deşifre ederek engellemek, onların Allah'a, din ahlakına karşı tutumlarına net bir tavır koymak ve onlarla yakın dost olmamak gibi önlemlerle yürütülecek bu fikri mücadelede inkarcıların yılgınlaşarak din ahlakına karşı mücadele etmekten caymaları müminler için büyük bir neşe sebebidir.

İbadetleri Yerine Getirdikleri İçin Neşelenirler

Allah'ı razı edebilmek ve sevgisini kazanabilmek müminler için herşeyden önemlidir. Bu nedenle hayatları boyunca Allah'a daha da yakınlaşabilmenin yollarını ararlar. Çünkü Yüce Allah "Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakının ve (sizi) O'na (yaklaştıracak) vesile arayın..." (Maide Suresi, 35) ayetiyle müminlere bunu emretmiştir.

Kuran'da bildirilen ibadetleri yerine getirmek ise müminleri Yüce Allah'a yakınlaştıracak önemli bir yoldur. İbadetlerini hem fiili olarak hem de samimiyet ile yerine getirmenin Allah Katında asıl değer görecek olan amel olduğunu bilen müminler, bunun getirdiği iç huzurunu ve bu huzurun neşesini yaşarlar.

Cenneti Düşündüklerinde Neşelenirler

Müminlerin en fazla neşelendikleri konulardan biri de cenneti ve cennet nimetlerini düşünmektir. Çünkü Yüce Rabbimiz cennette, samimi iman sahibi kullarına, daha önce dünya hayatında eşine-benzerine rastlamadıkları bambaşka bir hayat sunacağını vaadetmiştir. Üstelik cennet, dünya hayatı gibi bir imtihan mekanı da değildir. “...Orada nefislerinizin arzuladığı herşey sizindir ve istediğiniz herşey de sizindir. Çok bağışlayan, çok esirgeyen (Allah)tan bir ağırlanma olarak.” (Fussilet Suresi,31-32) ayetiyle müjdelendiği gibi bir mükafat yurdu olarak yaratılmıştır.

Cennette melekler tarafından selam sözleriyle karşılanıp orada en güzel şekilde ağırlanacaklarını umut etmek, nimetlerin benzersizliği ve dünyada insanlara imtihan gereği verilen bıkkınlık, sıkılma gibi hislerin alınarak sonsuza kadar, her andan büyük bir keyif duyarak yaşanacak olunması müminlere derin bir haz ve neşe verir. Ancak tüm bunlardan daha da neşe verici olanı onların hayatları boyunca büyük bir istekle arzuladıkları sonuca kavuşmaları yani, Rabbimiz'in rızasını kazanacak olmalarıdır.

Nitekim Kuran'da cennet nimetleri arasında en büyük nimetin "Allah'tan olan hoşnutluk" olduğu bildirilmiştir:

“Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” (Tevbe Suresi, 72)

Sonuç

Yüce Allah'a ve ahirete kesin bilgiyle iman etmeyen insanlar, hiçbir zaman gerçek neşeyi yaşayamazlar. Onlar neşeyi ancak kendilerine menfaat umdukları işler karşısında, nefislerinin istek ve arzularını geçici olarak tatmin ettiklerinde hissederler. Ancak bu gelip geçici bir neşedir. Çünkü menfaat veya heves kaybı gibi bir durum bu neşenin yitirilmesi için yeterlidir.

Oysa müminler için Yüce Rabbimiz’in rızasını kazanmak ve din ahlakına hizmet etmek amacıyla yapılan her iş bir sevinç ve neşe kaynağıdır. Onların yaşadıkları bu neşe "iman neşesi"dir. İman neşesi, kalplerinde gerçek imanı yaşamayan kimselerin hiçbir şekilde taklit edemeyeceği, içten gelen, samimi bir neşedir. Çünkü bu, Yüce Allah’ın rızasını, rahmetini ve sonsuz cennet hayatını uman müminin kalbinin Allah’tan gelen bir sevinçle dolmasıdır. Müminlerin dünya hayatında yaşadıkları bu neşe dolu yaşam Rabbimiz’in izniyle cennette kesintisiz olarak artarak devam edecektir. Bir Kuran ayetinde iman edenleri cennette bekleyen mutlu hayat şöyle müjdelenmiştir:

“Böylece iman edip salih amellerde bulunanlar; artık onlar ‘bir cennet bahçesinde' ‘sevinç içinde ağırlanırlar'.” (Rum Suresi, 15)

Gerçek Mutluluk, Allah (cc)'ın Rızasını, Rahmetini ve Cennetini Kazanmak İçin Yaşamakla Olabilir

Gerçek Mutluluk, Allah (cc)'ın Rızasını, Rahmetini ve Cennetini Kazanmak İçin Yaşamakla Olabilirİnsanı ve sahip olduğu maddi manevi herşeyi yaratan, yerlere ve göklere hakim olan tek Varlık, Yüce Rabbimiz'dir. Bu, insanın Allah (cc)'ın kudretini, hakimiyetini ve sanatındaki mükemmelliği kavramasını ve Rabbimiz'e karşı büyük hayranlıkla bağlanmasını sağlayacak çok önemli bir gerçektir. Allah (cc), kusursuz ve sayısız detaya sahip devasa evreni, tüm ayrıntılarıyla birlikte kesintisiz ve eksiksiz olarak sürekli var etmektedir. Rabbimiz'in bu yaratışında hiçbir eksiklik ya da kusur yoktur. Aklını kullanmayan insanlar bu kusursuzluğa aldanmakta; dünyanın ve içerdiği nimetlerin geçiciliğini ve tüm bunları kendileri için yaratanın Rabbimiz olduğunu unutarak ahireti gözardı etmektedirler.

Oysa ki dünya hayatı insanların denenmesi için yaratılmış geçici bir imtihan yeridir. Bu gerçeğin şuuruna varan her insan, dünyadaki tüm güzellikleri kendisine lütfedenin yalnızca Rabbimiz olduğunu kavrar ve Allah (cc)'ın bu lütfunun ve üstün yaratışının hikmetlerini anlamaya çalışır. Dünya hayatının, kendisine gösterilen görüntüler doğrultusunda yaşadığı bir imtihandan ibaret olduğunun; asıl hayatın ise sonsuz ahirette yaşanacağının farkına varır. Bu gerçeği anlayınca, dünyaya ve dünya metaına karşı olan bağlılığından da vazgeçer. Asıl sevgisini, bağlılığını, herşeyin tek ve gerçek sahibi, Varlığı herşeyi kuşatmış olan, sonsuz kudret sahibi Rabbimiz'e yöneltir. Hırs ve tutkuyla, geçici ve denemeden ibaret olan bir dünyayı elde etmeye çalışmanın mantıksızlığını anlar. Asıl olarak, varlığın ve sonsuzluğun gerçek hakimi olan Rabbimiz'in rızasını kazanmaya çalışır. Allah (cc)'ın sevgisinin, hoşnutluğunun, rızasının ve cennetinin, hayal olarak yaratılan dünyadaki hiçbir şeyle değişilemeyecek kadar kıymetli olduğunu anlar.

Bu gerçeği kavramasıyla birlikte, hiçbir değeri olmayan geçici dünya hayatı için hırslara kapılıp üzülmek, menfaat elde etmek için çabalamak, bunun için zalimliğe, gaddarlığa ve acımasızlığa yönelmek yerine, Allah (cc)'ın rızasını ve nimetlerin sonsuz olanının dilediği an insana sunulduğu cennet hayatını kazanmayı hedefler. Kendisine verilen kısa ömür sürecini, en güzel ahlakı göstererek, en güzel davranışlarda bulunarak geçirmeye çalışır. Her şeyin aslına ve en güzeline ahirette kavuşacağını umut eder ve bu sonsuz hayatta pişman olmamak için gücünün yettiği en fazla çabayı harcar.

Rabbimiz'in kudretini gereği gibi takdir edebilen bir kişi için, dünyanın geçici hırsları değerini kaybeder. En korkutucu, en üzücü olduğunu sandığı olaylara karşı olan tüm bakış açısı değişir. Çünkü her şey, Rabbimiz'in kontrolünde, Allah (cc)'ın dilemesiyle yaratılan olaylardan oluşmaktadır. Dünya hayatında yaşadıklarımız sadece Allah (cc)'ın bizim için yarattığı imtihanın bir parçasıdır ve bizim sorumluluğumuz da bunlar karşısında Allah (cc)'ın en razı olacağı ahlakı gösterebilmektir. Bu imtihan içerisinde yaratılan görüntüler, ahirette varlıklarını ve önemlerini tam anlamıyla yitireceklerdir. Geriye kalan sadece bunlara karşı gösterilen davranışlar, Allah (cc) rızası için yapılan salih ameller olacaktır. İnsan, bu gerçeği şimdi kavrasa da kavramasa da, ahiret hayatının başlamasıyla birlikte, dünyadaki herşeyin geçici olduğunu, asıl gerçeğin ise Rabbimiz ve O'nun yarattığı ahiret olduğunu anlayacaktır. Hatta kişi ahirette, dünyada ne kadar kalmış olduğunu bile zar zor hatırlayacaktır.

İnsanlar, dünya hayatında sahip olduklarını sandıkları şeylerin gerçekte bir imtihan vesilesi olduğunu kavradıklarında, boşa üzülüp hırslandıklarını, boşa vakit geçirip oyalandıklarını, maddi istek ve hırslarına boşa önem verdiklerini anlayacaklardır. Büyüklük tasladıkları insanların denenmeleri için özel yaratıldıklarını görecek ve kibirlerinin yersiz olduğunu fark edeceklerdir. Her şeyi yaratan Allah (cc)'a karşı boyun eğici olmaları gerektiğini kavrayacak, daha huzurlu ve güzel bir hayat yaşayacaklardır. Kendilerini insanlara kanıtlamaları, onların gözünde nasıl göründüklerini sınamaları gerekmeyecek, insanlara karşı kin, nefret, kıskançlık gibi olumsuz duyguları yaşamayacaklardır. İmtihanları için özel olarak karşılarına çıkartılan insanlarla rekabet içinde olmayacak, birbirlerine bu yüzden kin ve düşmanlık beslemeyeceklerdir. Herkesin kendini sadece Allah (cc)'a teslim ettiği bir ortamda, tevazu, teslimiyet, şefkat, sevgi ve samimiyet hakim olacaktır.

Gerçek Huzur ve Mutluluk Ancak İmanla Yaşanır

Gerçek Huzur ve Mutluluk Ancak İmanla YaşanırGerçek mutluluk olan huzur, iç neşesi ve rahatlık, yalnızca Allah (cc)'ı anmakla mümkündür. Rabbimiz bu gerçeği Kuran’da şöyle bildirir:

"Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur. " (Rad Suresi, 28)

Bu, Allah (cc)'ın Kuran'da bildirdiği çok önemli bir sırdır. Ancak birçok insan bu gerçekten habersiz olduğu ya da bunu gereği gibi düşünmediği için mutsuz yaşar. Gerçek mutluluğu dünya hayatının menfaatlerinde bulmaya çalışır. Oysa ki bu, büyük bir aldanıştır. İnsanların dünya hayatında elde edebilecekleri hiçbir şey onlara gerçek huzur ve mutluluğu kazandırmaz. Yalnızca Allah (cc)'a gönülden bağlanan, O'nun şefkatinin, merhametinin, kendileri üzerindeki korumasının farkında olan ve Rabbimiz'e gönülden kulluk eden müminler mutlu bir yaşam sürebilirler. Gördüğü her olayda, duyduğu her konuşmada Allah (cc)'ı anan, Allah (cc)'ın yaratışının delillerini görerek O'na şükreden bir insanın kalbine Yüce Allah (cc), bu iç rahatlığını, huzur ve mutluluğu verir.

Allah (cc) Kuran'da bu ahlakı yaşayan müminleri sonsuz bir ecir, mükafat ve mutlulukla müjdelemiştir. Allah iman sahiplerine, Kuran ahlakına uymalarının karşılığında cennete girmelerini vaadetmiştir. Bu ahlaklarından dolayı dünyada da Allah (cc)'ın lütuf ve ikramıyla nimetlendirilirler. Allah (cc), salih amellerde bulunan müminlerin bu dünyada da güzel bir hayatla müjdelendiklerini Kuran'da şöyle bildirmiştir:

"Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz." (Nahl Suresi, 97)

Allah (cc)’ın, iman etmeleri dolayısıyla müminlere dünyada da huzur, mutluluk, nimet ve güzellik vermesi, hem müminler için büyük bir şevk kaynağı, hem de Rabbimiz'in üstün lütfunun bir tecellisidir.

İman eden bir kimse, Allah (cc)’ın emri olan Kuran ahlakını yaşadığı, O'nun emir ve yasaklarına uyduğu için, dünyadaki hayatı boyunca her türlü sıkıntı, üzüntü, mutsuzluk ve huzursuzluktan uzak kalır. Yaşadığı her olayda Rabbimiz’in yardımı ve desteğinin kendisiyle beraber olduğunu bilir. Kuran’ın "... Allah, elçisi ile müminlerin üzerine güven duygusu ve huzur indirdi..." (Tevbe Suresi, 26) ayetiyle Allah (cc) müminler üzerindeki bu rahmetini bildirmiştir.

Ancak dünya hayatı bir imtihan vesilesi olarak yaratıldığından elbetteki müminler de hayatları boyunca çeşitli zorluk ve sıkıntılarla karşılaşır. Ama Allah (cc)’a olan güçlü imanı nedeniyle tüm bunlar, müminin Allah (cc)’a olan sevgisini, bağlılığını daha da artıran ve daha da büyük bir şevkle Allah (cc)’a sığınması için birer vesile oluşturur.

Cennetteki Sonsuz Mutluluk

Cennetteki Sonsuz MutlulukCennet, Yüce Rabbimiz’den korkup sakınarak, sabırla, hayatı boyunca güzel ahlak gösteren ve yalnızca Allah (cc)'ın rızasını kazanmak için çabalayan salih müminlerin sonsuza kadar yaşayacağı yerdir. Herşeyin tek hakimi Yüce Allah (cc) iman edenleri Kuran’ın pek çok ayetinde cennetle müjdelemektedir.

İman edenler cennette hem bedenen hem de ahlaken Allah (cc)’ın izniyle en mükemmel şekilde olacaktır. Kuran ahlakı orada tam olarak tecelli edecek, gıybet, iftira, yalan, riya, haset, kibir, sadakatsizlik ve kin gibi kötü ahlak özellikleri hiç yaşanmayacaktır. Allah (cc) cennette iman edenlere olağanüstü güzelliklerle dolu bir yaşam ve Kendisi’nden bir mağfiret vaat etmiştir. Rabbimiz'in bu müjdesi Kuran’da şöyle haber verilir:

"Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, 'sevinç ve mutluluk dolu' bir meşguliyet içindedirler. Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Orada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları herşey onlarındır. Çok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü "Selam" (vardır)." (Yasin Suresi, 55-58)

"Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı herşey var. Ve siz orada süresiz kalacaksınız." (Zuhruf Suresi, 71)

Kuran’da haber verildiği gibi cennet, insanın hayal bile edemeyeceği güzelliklerin ve nefsin arzu ettiği herşeyin mükemmel bir şekilde yaratıldığı, sonsuz esenlik yurdudur. Orada, insan aklının üstünde, muhteşem bir mimari ve teknoloji, kusursuz bir düzen vardır. Kuran ayetlerinde bildirilen cennet tasvirlerini bilip tefekkür etmek, gafletin dağılması ve dünya hırsının yok olması açısından da çok önemlidir. Samimi bir şekilde tefekkür edilmesi, cennetin dünyadaki hiçbir mükemmellikle kıyaslanamayacağını anlamak için yeterlidir. Bunu anlayan kişi, cennet arzusu ve özlemiyle bu sonsuz nimeti hak edebilmek için çaba harcamaya başlayacak, kendisini cennetten uzaklaştıracak ve ebediyen mahrum bırakacak olan gaflet halinden ise bütün gücüyle sakınacaktır.

Huccetül İslam İmam Gazali Hazretleri cennete girmeye hak kazanan seçkin müminlerin yaşantısını ve Yüce Allah (cc)’ın rızasına kavuşmanın iman edenlere yaşattığı sonsuz mutluluğu eserlerinde şöyle anlatmaktadır:

Güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarında, güçlü Hükümdar’ın Katında, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.

Orada çok keremli Melik’in yüzüne bakar dururlar, nimetin güzelliği yüzlerini pırıl pırıl aydınlatmış, arzuladıklarına sonsuz olarak mazhar olmuşlardır. Kendilerine ne bir toz bulaşır ne de onlar bir zillete uğrarlar. Bilakis şerefli kullardır, Rab’lerinden türlü türlü armağanlara mazhar olurlar, canlarının çektiği nimetler içinde ebedi olarak zevk içinde olurlar. Onlar orada ne korkarlar ne mahzun olurlar...
( İmam Gazali, İhya’u Ulum’id-Din, 4. Cilt, s. 1082)

Yüce Allah (cc)’ın rızasını kazanıp Rabbimiz’in cennetine girmeye hak kazanmış kıymetli peygamberler ve salih müminler arasında olabilmek umudu, iman sahipleri için çok büyük bir şevk kaynağıdır.

Müminlerin Mutluluk Kaynağı: Allah (cc)'ın Rahmeti ve İhsanı

Müminlerin Mutluluk Kaynağı: Allah (cc)'ın Rahmeti ve İhsanıİnsanın gerçek anlamda mutlu olması maddi açıdan rahatlığına değil, manevi rahatlığına ve huzuruna bağlıdır. İnsan ister fakir isterse de zengin olsun, manevi olarak kendini huzurlu ve rahat hissetmiyorsa mutlu olamayacaktır. Örneğin kimi insanlarda var olan maddiyat tutkusu, onlar için bir sıkıntı kaynağı haline gelerek, onları sonu gelmeyen bir boşluğa doğru sürüklemektedir. Bu kimseler Kuran ahlakının kendilerine kazandıracağı güzellikleri ve rahatlığı tam olarak bilmedikleri için, manevi boşluklarını geçici olan bu dünya menfaatleriyle doldurmaya çalışırlar. Müminler ise bu manevi rahatlığı, Allah (c.c)'a samimi bir şekilde iman edip, yalnızca O'na ibadet ettikleri için doğal olarak yaşarlar. Allah (c.c) bir Kuran ayetinde müminleri 'Rablerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlanan' kimseler olarak tanıtmış ve onları cennetle müjdelemiştir:

“İman edip salih amellerde bulunanlar ve 'Rablerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar', işte bunlar da cennetin halkıdırlar. Onda süresiz kalacaklardır.” (Hud Suresi, 23)

Yüce Allah (c.c) bir başka Kuran ayetinde ise, müminlerin kalplerinin yalnız Allah (c.c)'ın zikriyle mutmain olup rahatladığını ve tüm kalplerin yalnız Allah (c.c)'ın zikriyle huzur bulabileceğini bildirmiştir:

“Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur.” (Rad Suresi, 28)

Müminleri mutlu kılan, onlara huzur ve ferahlık veren, Allah (c.c)'a karşı duydukları derin sevgi ve bağlılıkları ve kalplerinin her an Allah (c.c) ile birlikte olmasıdır. Bu ise, Yüce Allah (c.c)'ın samimi imanlarına karşılık müminlere bir lütuf olarak verdiği bir nimeti ve rahmetidir. Dua ettiklerinde Allah (c.c)'ın dualarına icabet edeceğini, bir hata yaptıkları zaman, samimi bir şekilde tevbe ettikleri takdirde onları bağışlayacağını, her zaman Allah (c.c)'ın kendilerine yardım edeceğini, mutlaka bir çıkış yolu göstereceğini, yaptıkları herşeyin karşılığını tam olarak hatta fazlasıyla alacaklarını ve Allah (c.c)'ın onları sonsuz rahmetine kavuşturacağını ummanın mutluluğunu yaşarlar. İşte müminlerin sevinç ve mutluluk kaynağı Allah (c.c)'ın kendileri üzerindeki sınırsız rahmeti ve ihsanıdır. Allah (c.c)müminlerin bu sevincini Kuran'da şöyle bildirmiştir:

“De ki: "Allah'ın bol ihsanıyla (fazlıyla) ve rahmetiyle, yalnız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıp yığmakta olduklarından hayırlıdır.” (Yunus Suresi, 58)

Allah (c.c)'ın rahmeti ve bol ihsanı müminler üzerinde, dünyada hayatlarının sonuna kadar tecelli eder. Yüce Allah'ın rahmeti ve ihsanı, Rabbimiz'in müminler için hazırladığı nimetlerle donatılmış cennetlerde de sonsuza dek onların üzerinde olacaktır.

Allah'a İman Etmek Gençleri Daha Mutlu Ediyor

Dünyanın farklı bölgelerinde son yıllarda yapılan anketler ve araştırmalar göstermektedir ki; materyalizmin “sapkın ve insanı karanlığa sürükleyen bir felsefe” olduğunu kavrayan ve Allah’a iman eden gençler, iman etmeyen yaşıtlarına göre daha huzurlu ve mutlu bir yaşam sürüyor.

İnsanların büyük bir kısmı bir türlü gerçek huzuru yakalayamadıklarından, onca çabaya, çalışmaya ve yorgunluğa rağmen bir türlü mutlu olamadıklarından şikayetçidirler. Böyle bir sonuçla karşılaşmalarının sebebi, bu kişilerin mutluluğu yanlış yerde bulacaklarına inanmış olmalarıdır. Örneğin bazılarına göre mutluluk sözde maddi zenginliktedir; böylece istediği şeylere sahip olabilecek ve her geçen gün bir öncekine göre daha fazla şey tüketebilecektir. Bu gibi insanlar için tüketmek hayatlarının en büyük mutluluk kaynağıdır. Bazılarına göre mutluluğun kaynağı genç ve iyi görünümlü olmaktır, bazılarına göreyse iyi bir mevki sahibi olmak ve tanınmaktır.

Bunlar elbette ki insanları dünyada belli oranda ve çoğu zaman bir an için heyecanlandırabilecek sebeplerdir. Ancak bunların kişilerin tek mutluluk kaynağı haline gelmesi, bir araçtan çok amaca dönüşmeleri, bunlar olmadığında kişinin ciddi bir mutsuzluk yaşaması önemli bir sorundur. Bu bozuk düşünce tarzının sonucunda ortaya hiçbir şeyden memnun olmayan, sürekli daha fazlasını, daha iyisini isteyen, daha genç ve güzel ya da daha ünlü olmak için çalışan ve sadece bu sayede mutlu olup daha rahat bir hayat sürebileceklerini zanneden insanlar çıkar. Ne var ki bu çabaları onlara bekledikleri mutluluğu kazandırmaz.

Sorunların Tek Çözümü Din Ahlakının Yaşanmasıdır

Allah’ın varlığı ve birliği apaçık olmasına rağmen bazı insanlar inkarlarında direnirler ve din ahlakını yaşamaktan sürekli olarak kaçınırlar. Şüphesiz, bu çok cahilce bir tutumdur. Çünkü insanın hayatı boyunca arayışında olduğu gerçek huzuru, mutluluğu ve güveni bulabilmesinin tek yolu yaratılışına, diğer bir deyişle Allah’ın emrettiği din ahlakına uygun bir hayat sürmesidir. Din ahlakını yaşamayan bir insanın, imkanları ne kadar geniş olursa olsun, gerçek mutluluğu bulmasına imkan yoktur. Gün içinde yaşanan ve mutluluk gibi görünen anlar ise hem çok kısa ve geçicidir hem de çoğunlukla bu insanlar, gerçekte mutlu değildirler, sadece mutluluk taklidi yapmaktadırlar.

Din ahlakı insanların sabırlı, merhametli, hoşgörülü, itidalli, vicdanlı kısacası güzel huylu bir hayat yaşamalarını sağlar. Herkesin din ahlakına uygun olarak yaşadığı bir toplumda ise, huzur ve itidal toplumun geneline hakim olur. Bireyler her zaman sevgiyle, merhametle ve anlayışla karşılık görürler.

Associated Press: “İman Eden Gençler Daha Mutlu”

Associated Press’in 24 Ağustos 2007 günü yayınladığı haber bu konuda oldukça dikkat çekicidir. Ajans, din ahlakının gençler üzerindeki olumlu etkisini, “Birçok çocuk için inanç mutluluğun anahtarıdır” başlığı ile dünyaya duyurmuştur.

Haberde verilen bilgiye göre, yapılan araştırma sonuçlarında dindar olan gençlerin dindar olmayan gençliğe nazaran daha mutlu oldukları ortaya çıkmıştır. Associated Press ve MTV’nin yaptığı geniş bir araştırma kendini dindar ya da çok dindar olarak tanımlayan 13–24 yaş arasındaki insanların dindar olmayanlardan çok daha mutlu olduğunu göstermiştir. Gençlerin %44’ü dinin ve maneviyatın kendileri için çok önemli olduğunu belirtmiş, %21’i bu konuyu önemli bulduğunu söylemiştir. Araştırmaya katılan farklı ırklar arasında ise Afrika kökenli Amerikalılar dinin kendileri için en önemli unsur olduğunu söylemişlerdir. Hayatlarında dinin çok önemli olduğunu belirtenlerin %80’i kendilerini “mutlu” olarak nitelendirmişlerdir.

Sosyologlar da mutluluk ile dini uygulamaları yerine getirme arasında doğrudan bir bağ olduğuna dikkat çekmektedirler. Kuzey Carolina Üniversitesi Sosyoloji Profesörü Lisa Pearce “dinin mutluluğa büyük katkıda bulunduğunu” belirtmiştir.

Yapılan araştırmada gençlerin %68’i kendi dinlerini ve inançlarını uyguladıklarını açıklamıştır. Araştırmaya katılan kişilerin %75’i ise, mutluluklarının üzerinde Allah’ın etkisi olduğunu söylemişlerdir. Ankete katılan 20 yaşındaki üniversite öğrencisi David Mueller, Allah’ın hayat üzerindeki kontrolüne olan inancını şu sözlerle açıklamıştır:

Yaşamınızdaki olaylara gelince, bunlar sizin için önceden düzenlenmiştir… kendinizi bulacağınız yer Allah’ın sizi yönlendirdiği yerdir.

Mutluluk Hissini Veren Allah’tır

Allah’a iman, insanları başka hiçbir koşulda elde edemedikleri huzurlu ve mutlu bir yaşama iletir. Mutluluğu ruha hissettiren Allah’tır ve Allah bu hissi yalnızca razı olduğu kullarına verir. Allah’ın rızasından uzak yaşayan birisi kendisini maddi sebepler kullanarak mutlu etmeye çalışabilir ve geçici bir süre için kendini mutlu hissettiğini de zannedebilir. Ancak bu kişi gerçekte bir aldanma içerisindedir. Çünkü duyduğu mutluluk hissi, iman sahibi bir insanın yaşadığı mutluluk ile aynı değildir. Kelime olarak aynı kelime ile isimlendirilse bile, bu durum ömründe hiç tatlı yememiş bir kişinin ekşi tadını ‘tatlı’ zannetmesine benzer. Bu kişi yediği yiyeceğin şekerli olduğunu iddia etse de, gerçek şeker tadını bilen bir insana göre yediği yiyecek ekşidir. Mutluluk kavramı da bu örnekteki gibidir. Allah’a iman edip, Allah’ın kalplerine indirdiği huzura kavuşmuş olan müminler, ‘gerçek’ mutluluğu yaşamaktadırlar ve diğer kişilerin mutluluk zannettikleri hislerin anlık ve geçici heyecanlar olduğunun bilincindedirler.

Müminlerin kalbinde, Allah'ın rızasını kazanma umudunun ve bu yolda çaba harcamanın verdiği bir sevinç ve huzur vardır. Yaşadıkları bu neşe ve sevinç, onları hem dünya hayatında mutlu ve huzurlu kılar hem de Allah'ın rızasını daha fazla kazanmalarını sağlayacak olan şevklerinin en önemli kaynağını oluşturur. Bu sevinç ve mutluluk, iman etmeyen insanların asla ulaşamayacakları ve taklit edemeyecekleri bir sevinçtir. Çünkü bu, Allah'ın yalnızca müminlere hissettirdiği ve Allah'ın rızasını, rahmetini ve sonsuz cennetini ummanın verdiği mutluluk ve huzurdur.

Asıl Mutluluk Yurdu: Cennet

Allah müminleri dünyada güzel ve mutlu bir yaşamla yaşatırken ahirette de cennetle müjdelemiş, yaptıkları tüm salih amelleri kabul edeceğini ve kavuşacakları güzelliğin ve mutluluğun ise pek yakın olduğunu bildirmiştir. Allah'ın sonsuz rahmetini ve sevgisini hissetmek ve sonsuz cennetle mükafatlandırılmayı ummak müminin kalbine büyük bir ferahlık ve huzur verir. Allah Kuran'da müminlerin dünyada ve ahirette güzel bir yaşam süreceklerini şöyle müjdelemektedir:

“Şüphesiz "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); onların üzerine melekler iner (ve der ki) "Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size vadolunan cennetle sevinin".” (Fussilet Suresi, 30)

Din Ahlakından Uzak Yaşamın Ortaya Koyduğu Karanlık Tablo

Her gün televizyonlarda, gazetelerde mutsuzluk nedeniyle intihar eden pek çok insandan söz edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, son 45 yılda, tüm dünyada intihar oranları yüzde 60 artmıştır. Yine Dünya Sağlık Örgütü’nün verdiği bilgilere göre dünyada her 40 saniyede 1 kişi intihar ederek ölürken, her 3 saniyede 1 kişi de intihar girişiminde bulunmaktadır. İntihar, günümüzde tüm ülkelerdeki ölümlerin ilk 10 nedeni arasında sayılmaktadır.

Tüm bunların nedeni insanların din ahlakından uzak yaşamalarıdır. Ancak bu olumsuz tablo artık değişmektedir. İki yüzyıl boyunca tüm dünyayı etkileyen materyalist felsefenin ektiği kötülük tohumları artık yok olmaya başlamıştır. İnsanlar Yaratıcımız olan Allah’ın varlığını inkar eden ve “hiç kimseye karşı sorumlu değilsiniz, yaşam mücadelesi veren evrimleşmiş maymunlarsınız, güçlü olan kazanır” yanılgılarını telkin eden Darwinist propagandanın etkisinden çıkmaktadırlar. Bu konudaki en önemli etken hiç kuşkusuz ki; Harun Yahya (Adnan Oktar)’nın kitapları, internet siteleri, belgeseller ve dünyanın birçok yerinde gerçekleştirilen, yaşayan fosillerin yer aldığı sergiler vasıtasıyla Darwinizm’in geçersizliğinin ve Yaratılış Gerçeğinin anlatılması, din ahlakını yaşamanın tüm toplumsal ve kişisel sorunların kesin çözümü olduğunun ortaya konulmasıdır.

“Haberiniz olsun; Allah’ın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır. Onlar iman edenler ve (Allah’tan) sakınanlardır. Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah’ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur.” (Yunus Suresi, 63–64)