Giriş

Günümüzde pek çok insan bir türlü gerçek huzuru yakalayamadığından, onca çabaya, çalışmaya ve yorgunluğa rağmen bir türlü mutlu olamadığından şikayetçidir. Bu kişilerin aradıkları ve bulamadıkları en önemli şey mutluluktur. Böyle bir sonuçla karşılaşmalarının sebebi ise, mutluluğu yanlış yerde, yanlış kimselerde bulacaklarına inanmış olmalarıdır.

Kimisi için mutluluk, elde edeceği maddi zenginliktedir. Kimi insan içinse mutluluk, herkes tarafından tanınmak, herkesin sevdiği, beğendiği, peşinden koştuğu bir kişi olmaktır. Kimileri içinse mutluluk, yaşadığı sıkıntılı ve monoton hayattan biraz olsun kurtulmak, sorunlarını unutmaktır. Ancak tüm bu insanların elde ettikleri mutluluklar sahte ve geçicidir. Sadece yaşanılan o ana mahsustur; bu an bittiğinde duyulan mutluluk da sona erer ve kişi yine eski sıkıntılı hayatına geri döner.

Tüm insanların arayışı içinde oldukları gerçek mutluluğu bulabilmek ise aslında çok kolaydır. Ne var ki insanların pek çoğu kendilerini asıl mutluluğa ulaştıracak yolu gözardı etmektedirler. İşte bu sitede gerçek mutluluğun kaynağının Allah'a teslim olmak, O'nun Kuran'da emrettiği güzel ahlakı yaşamak ve yaşatmak olduğu anlatılmaktadır.

Allah Müminlere Üzüntüyü Haram Kılmıştır

Mutsuzluk Her Türlü Belanın Başıdır ve Haramdır

10 Nisan 2010 Cumartesi

Gerçek Mutluluk, Allah (cc)'ın Rızasını, Rahmetini ve Cennetini Kazanmak İçin Yaşamakla Olabilir

Gerçek Mutluluk, Allah (cc)'ın Rızasını, Rahmetini ve Cennetini Kazanmak İçin Yaşamakla Olabilirİnsanı ve sahip olduğu maddi manevi herşeyi yaratan, yerlere ve göklere hakim olan tek Varlık, Yüce Rabbimiz'dir. Bu, insanın Allah (cc)'ın kudretini, hakimiyetini ve sanatındaki mükemmelliği kavramasını ve Rabbimiz'e karşı büyük hayranlıkla bağlanmasını sağlayacak çok önemli bir gerçektir. Allah (cc), kusursuz ve sayısız detaya sahip devasa evreni, tüm ayrıntılarıyla birlikte kesintisiz ve eksiksiz olarak sürekli var etmektedir. Rabbimiz'in bu yaratışında hiçbir eksiklik ya da kusur yoktur. Aklını kullanmayan insanlar bu kusursuzluğa aldanmakta; dünyanın ve içerdiği nimetlerin geçiciliğini ve tüm bunları kendileri için yaratanın Rabbimiz olduğunu unutarak ahireti gözardı etmektedirler.

Oysa ki dünya hayatı insanların denenmesi için yaratılmış geçici bir imtihan yeridir. Bu gerçeğin şuuruna varan her insan, dünyadaki tüm güzellikleri kendisine lütfedenin yalnızca Rabbimiz olduğunu kavrar ve Allah (cc)'ın bu lütfunun ve üstün yaratışının hikmetlerini anlamaya çalışır. Dünya hayatının, kendisine gösterilen görüntüler doğrultusunda yaşadığı bir imtihandan ibaret olduğunun; asıl hayatın ise sonsuz ahirette yaşanacağının farkına varır. Bu gerçeği anlayınca, dünyaya ve dünya metaına karşı olan bağlılığından da vazgeçer. Asıl sevgisini, bağlılığını, herşeyin tek ve gerçek sahibi, Varlığı herşeyi kuşatmış olan, sonsuz kudret sahibi Rabbimiz'e yöneltir. Hırs ve tutkuyla, geçici ve denemeden ibaret olan bir dünyayı elde etmeye çalışmanın mantıksızlığını anlar. Asıl olarak, varlığın ve sonsuzluğun gerçek hakimi olan Rabbimiz'in rızasını kazanmaya çalışır. Allah (cc)'ın sevgisinin, hoşnutluğunun, rızasının ve cennetinin, hayal olarak yaratılan dünyadaki hiçbir şeyle değişilemeyecek kadar kıymetli olduğunu anlar.

Bu gerçeği kavramasıyla birlikte, hiçbir değeri olmayan geçici dünya hayatı için hırslara kapılıp üzülmek, menfaat elde etmek için çabalamak, bunun için zalimliğe, gaddarlığa ve acımasızlığa yönelmek yerine, Allah (cc)'ın rızasını ve nimetlerin sonsuz olanının dilediği an insana sunulduğu cennet hayatını kazanmayı hedefler. Kendisine verilen kısa ömür sürecini, en güzel ahlakı göstererek, en güzel davranışlarda bulunarak geçirmeye çalışır. Her şeyin aslına ve en güzeline ahirette kavuşacağını umut eder ve bu sonsuz hayatta pişman olmamak için gücünün yettiği en fazla çabayı harcar.

Rabbimiz'in kudretini gereği gibi takdir edebilen bir kişi için, dünyanın geçici hırsları değerini kaybeder. En korkutucu, en üzücü olduğunu sandığı olaylara karşı olan tüm bakış açısı değişir. Çünkü her şey, Rabbimiz'in kontrolünde, Allah (cc)'ın dilemesiyle yaratılan olaylardan oluşmaktadır. Dünya hayatında yaşadıklarımız sadece Allah (cc)'ın bizim için yarattığı imtihanın bir parçasıdır ve bizim sorumluluğumuz da bunlar karşısında Allah (cc)'ın en razı olacağı ahlakı gösterebilmektir. Bu imtihan içerisinde yaratılan görüntüler, ahirette varlıklarını ve önemlerini tam anlamıyla yitireceklerdir. Geriye kalan sadece bunlara karşı gösterilen davranışlar, Allah (cc) rızası için yapılan salih ameller olacaktır. İnsan, bu gerçeği şimdi kavrasa da kavramasa da, ahiret hayatının başlamasıyla birlikte, dünyadaki herşeyin geçici olduğunu, asıl gerçeğin ise Rabbimiz ve O'nun yarattığı ahiret olduğunu anlayacaktır. Hatta kişi ahirette, dünyada ne kadar kalmış olduğunu bile zar zor hatırlayacaktır.

İnsanlar, dünya hayatında sahip olduklarını sandıkları şeylerin gerçekte bir imtihan vesilesi olduğunu kavradıklarında, boşa üzülüp hırslandıklarını, boşa vakit geçirip oyalandıklarını, maddi istek ve hırslarına boşa önem verdiklerini anlayacaklardır. Büyüklük tasladıkları insanların denenmeleri için özel yaratıldıklarını görecek ve kibirlerinin yersiz olduğunu fark edeceklerdir. Her şeyi yaratan Allah (cc)'a karşı boyun eğici olmaları gerektiğini kavrayacak, daha huzurlu ve güzel bir hayat yaşayacaklardır. Kendilerini insanlara kanıtlamaları, onların gözünde nasıl göründüklerini sınamaları gerekmeyecek, insanlara karşı kin, nefret, kıskançlık gibi olumsuz duyguları yaşamayacaklardır. İmtihanları için özel olarak karşılarına çıkartılan insanlarla rekabet içinde olmayacak, birbirlerine bu yüzden kin ve düşmanlık beslemeyeceklerdir. Herkesin kendini sadece Allah (cc)'a teslim ettiği bir ortamda, tevazu, teslimiyet, şefkat, sevgi ve samimiyet hakim olacaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder