Giriş

Günümüzde pek çok insan bir türlü gerçek huzuru yakalayamadığından, onca çabaya, çalışmaya ve yorgunluğa rağmen bir türlü mutlu olamadığından şikayetçidir. Bu kişilerin aradıkları ve bulamadıkları en önemli şey mutluluktur. Böyle bir sonuçla karşılaşmalarının sebebi ise, mutluluğu yanlış yerde, yanlış kimselerde bulacaklarına inanmış olmalarıdır.

Kimisi için mutluluk, elde edeceği maddi zenginliktedir. Kimi insan içinse mutluluk, herkes tarafından tanınmak, herkesin sevdiği, beğendiği, peşinden koştuğu bir kişi olmaktır. Kimileri içinse mutluluk, yaşadığı sıkıntılı ve monoton hayattan biraz olsun kurtulmak, sorunlarını unutmaktır. Ancak tüm bu insanların elde ettikleri mutluluklar sahte ve geçicidir. Sadece yaşanılan o ana mahsustur; bu an bittiğinde duyulan mutluluk da sona erer ve kişi yine eski sıkıntılı hayatına geri döner.

Tüm insanların arayışı içinde oldukları gerçek mutluluğu bulabilmek ise aslında çok kolaydır. Ne var ki insanların pek çoğu kendilerini asıl mutluluğa ulaştıracak yolu gözardı etmektedirler. İşte bu sitede gerçek mutluluğun kaynağının Allah'a teslim olmak, O'nun Kuran'da emrettiği güzel ahlakı yaşamak ve yaşatmak olduğu anlatılmaktadır.

Allah Müminlere Üzüntüyü Haram Kılmıştır

Mutsuzluk Her Türlü Belanın Başıdır ve Haramdır

Kuran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kuran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2010 Cumartesi

Kuran Ahlakını Yaşamanın Sonucu: Huzur ve Mutluluk

İnsan, yaratılışı gereği mutlu ve huzurlu yaşamak ister. Allah'ın Kuran'da bildirdiği ahlak yapısı, insanın fıtratına en uygun yaşamı sunar. Kuran ahlakı dışındaki yolların hepsi insanın huzursuz yaşam sürmesine neden olur.

Yaşları, meslekleri, sosyal konumları her ne olursa olsun, Kuran ahlakından uzak toplumlarda yaşayan insanların hiçbiri tam anlamıyla mutlu ve huzurlu bir yaşam sürdürememektedirler.

Çözüm Kuran'da Aranmalıdır

Kuran ahlakını yaşamayan, yani cahiliye hayatına göre davranan insanların içinde bulundukları en büyük yanlış budur; çözümü Kuran'da aramamak...

Bu kişiler içerisinde bulundukları durumun açmaz bir hal aldığını açıkça görürler. Yaşadıkları hayat tarzının, benimsedikleri karakter yapısının onlara istediklerini vermediğini, kendilerini tatmin etmediğini ve hatta sıkıntıya soktuğunu hayatlarının her anında hissederler. Ancak buna çözüm olarak cahiliyenin sunduğu diğer alternatifleri deneme yoluna giderler ki, bu da onlara yine mutsuzluk ve huzursuzluk getirir. Cahiliye sistemlerinin temelde birbirinden hiçbir farkı yoktur. Belki insanlar, mekanlar ve şartlar değişebilir ama yaşanan kaygılar ve hedefler hep sabit kalır. Örneğin cahiliye yaşamına göre 'entel' olmak veya 'sosyete kültürü' ile yaşamak çok önemlidir. Ancak bu iki yaşam modeli her ne kadar birbirinden farklı olarak görülse de hedef hep aynıdır: Dünya hayatına göre yaşamak.

Oysa dünya hayatı hırsla bağlanılmayacak kadar kısadır. Dünya hayatında kazanılan hiçbir şey baki kalmaz. Ölümle birlikte dünya hayatındaki her şey yok olacaktır. Bu nedenle, yalnızca dünyevi kazançlar elde etmek için atılan her adım insana büyük sıkıntılar getirir.

Buna karşılık Allah insanlara mutlu ve huzurlu olmanın yollarını Kuran'da bildirmiştir: Bir insan ancak Allah'a yöneldiği ve O'nunla dost olup, Rabbimizin beğendiği ahlakı yaşadığında sıkıntılarından kurtulabilir. Allah, bir ayetinde bu önemli sırrı şöyle bildirir:

"Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur." (Rad Suresi, 28)

Kuran'da tarif edilen mümin karakterinde sıkıntı, huzursuzluk, kaygı ve karmaşa yoktur. İman edenler Kuran ahlakını yaşadıkları için dünyada güzel bir hayat yaşarlar, dengeli bir ruh hali içinde olurlar ve güzel tavırlar gösterirler.

Allah'ın Rızasını Hedeflemek

Kuran ahlakından uzak yaşayan insanların mutlu olamamalarının ve bir türlü çıkış yolu bulamamalarının bir sebebi de yalnızca insanların hoşnutluğunu kazanmak için yaşamalarıdır. Bir insan tüm doğrularını, yanlışlarını ve hayatını insanların değer yargılarına göre belirliyorsa, insanlar için yaşıyor demektir.

İnsanlar için yaşamak ise, büyük bir zorluktur. Çünkü her insanın beğenisi farklı ölçüler üzerine kurulmuştur. Bir insanın çevresinde yüzlerce insan olduğu düşünülecek olursa, bunların her birini memnun etmek için ayrı çaba harcamak gerekecektir. Birinin memnun olduğu bir tavırdan bir diğeri memnun olmayacaktır. Bu ise, "insanlar için yaşayan" kimselerin, "binlerce farklı talebi aynı anda" karşılaması demektir. Bu da imkansız olduğuna göre, söz konusu kişi sıkıntılı bir hayat sürmek zorunda kalacaktır.

Allah, iman etmeyenlerin bu sıkıntılarına Kuran'da şöyle bir örnek vermektedir:

"Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar." (Zümer Suresi, 29)

Yüce Rabbimiz, insanı ve tüm diğer varlıkları yaratandır. İnsanın nasıl bir yaşantıyla mutlu olabileceğini de yalnızca Allah bilir. Bu noktada insana yardımcı olabilecek tek bir yol vardır; Allah'ın sonsuz aklına ve bilgisine teslim olmak ve Allah'ın rızasını gözeterek yaşamak.

Dünya Bir İmtihan Yeridir

Cahiliye karakteri taşıyan insanların mutlu olamamalarının bir sebebi de dünyada bulunuş amaçlarını unutmalarıdır. Oysa insan Allah'ın aklını, gücünü, sanatını ve tüm diğer üstün sıfatlarını takdir edebilecek mi, O'na gereği gibi kul olabilecek mi, yoksa bunları ve yaratılış amacını unutup, dünya hayatına kapılacak mı diye denenmektedir. Allah Kuran'da dünya hayatının bu gerçeğini şöyle bildirmektedir:

"O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır." (Mülk Suresi, 2)

İnsanın bu şekilde denenmesi, hayatının her anında devam eder. Okulda, işte, evde, sokakta, yalnızken ya da kalabalıkta, hasta iken veya sağlıklı olduğunda, dünyanın bir diğer ucuna da gitse orada da yine imtihanı devam eder. İstisna oluşturabilecek tek bir anı dahi yoktur. Söylediği her söz, yaptığı her tavır ve düşündüğü her şey eksiksiz olarak ahirette karşısına çıkacaktır.

İnsanın dünyada olup biten her olayın bir deneme olarak yaratıldığını unutması, tevekkülsüz bir tavır göstermesine neden olur. Nitekim dinden uzak yaşayan toplumlarda sık sık duyulan "neden böyle oldu, keşke böyle olmasaydı", "işler yolunda gitmiyor", "mahvolduk", "bütün işler ters gidiyor", "şöyle yapmasaydım, böyle olmazdı" ve bunlara benzer pek çok şikayetçi ifadenin altında bu gerçeğin unutulması yatmaktadır.

Kaderi unutmanın ve tevekkülsüzlüğün kesin sonucu ise, sıkıntı ve mutsuzluktur. İnsanların büyük bir bölümü olayların hikmetlerini düşünmedikleri için olumsuz gibi görünen en ufak bir durumla karşılaştıklarında hemen şikayet etmeye başlarlar. Bunun sonucunda da sürekli olarak huzursuz, mutsuz ve sıkıntılı bir hayat yaşarlar.

Oysa insanın üzerine düşen, Allah'ın kendisi için yarattığı her andan razı olmasıdır. Ters gidiyor gibi görünen olaylar meydana gelse de, güzel ahlakta ve Allah'a olan teslimiyetinde kararlı olması ve en önemlisi yaratılış amacını unutmaması gerekir. Kuran'da emredilen güzel ahlakı yaşayan kimseler, bu tür olaylarda gösterecekleri sabrın ahirette ve dünyada kendilerine bir güzellik olarak döneceğini bilmenin huzurunu ve mutluluğunu yaşarlar. (Harun Yahya, Çözüm Kuran Ahlakı)

İmanın Getirdiği Huzur ve Mutluluk

İmanın Getirdiği Huzur ve MutlulukOlayları hayır gözüyle değerlendirmek ve olumlu ya da olumsuz görünen tüm olaylar karşısında aynı sabırlı ve itidalli tavrı göstermek önemli mümin özelliklerindendir. Müminler, meydana gelen her olayın yalnızca Allah'ın kontrolünde olduğunu ve Allah'ın herşeyi bir hayır üzere yarattığını bildikleri için hiçbir konuda üzüntüye, karamsarlığa ve ümitsizliğe düşmezler. Allah'ın müminlerin dualarına icabet edeceğini bildikleri için, en olumsuz görünen bir olayın bile imtihan ortamının bir parçası olduğundan ve müminler için mutlaka hayra dönüşeceğinden kuşku duymazlar. Bu da onların her olay karşısında üstün bir ahlak sergilemelerine vesile olur.

"...Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz." (Bakara Suresi, 216) ayetinde bildirilen bu gerçekler doğrultusunda müminler, başlarına gelen her olaya hayır gözüyle bakarlar. Dolayısıyla işlerinin kendi istedikleri şekilde sonuçlanması konusunda ısrarcı davranmazlar. Ellerinden geleni tam yaptıktan sonra sonucunu Allah'tan bekler ve tevekkül ederler.

İnsanlar hayatları boyunca pek çok olay yaşar, beklemedikleri ya da ummadıkları çok durumla karşı karşıya kalırlar. Bunlar olayları sadece görünen kısmıyla değerlendiren imanı zayıf bir kişi için zor durumlar gibi gözükse de, Müslümanlar yaşadıklarını hep hayır olarak görürler. Bundan dolayı da hiçbir zaman hüzne kapılmazlar. Örneğin bir mümin hastalık ya da ölüm haberi alabilir, önemli bir sınavda başarısız olabilir, işinden ayrılmak zorunda kalabilir, iftiraya uğrayabilir, maddi imkanlarını kaybedebilir, en yakınlarının zorlu hastalıklarına şahit olabilir, sakatlanabilir, çok ölümcül bir hastalığa yakalanabilir... Bütün bu örnekleri artırmak mümkündür. Bu tür örnekler din ahlakından uzak bir yaşam süren insanlara yıkıcı, üzücü ya da telafi edilemez nitelikte olaylar gibi görünebilir. Oysa müminler için hiçbir olay üzülmeyi, hüzne kapılmayı gerektirmez. Herşeyi sakin, tevekküllü değerlendirir, evrendeki hiçbir olayın Allah'ın izni olmadan gerçekleşmediğinin bilinciyle hareket ederler.

Kadere İman Hüzne Kapılmayı Engeller

Müslümanların hüzne kapılmamalarının bir diğer sebebi ise kadere olan güçlü imanlarıdır. İnsanın hayatının her anı, söylediği her söz, düşündüğü herşey, başına gelen her olay, nerede ve ne zaman öleceği o daha dünyaya gelmeden belirlenmiştir. İnsan hayatı süresince Allah'ın kendisi için dilediklerini yaşamaktadır. Müminlere büyük bir huzur ve rahatlık veren de budur; başlarına gelen herşeyi Allah'ın planladığını ve herşeyin mutlaka kendileri için hayır olduğunu bilirler. Bundan dolayı müminler, başlarına gelen her olayda hep Allah'a sığınır, O'na yönelir ve O'ndan yardım dilerler. Her konuda Allah'a tevekkül edip, O'nun kendileri için yarattığı herşeyden razı oldukları için, karşılaştıkları hiçbir olayda korkuya ve endişeye kapılmazlar. Allah'a olan teslimiyetleri, onları her türlü dünyevi korku ve sıkıntıdan uzak tutar. Kuran ahlakını benimsemeyen ve bu ahlaktan uzak yaşayan insanların ise -Allah'a tevekkül etmedikleri için- pek çok korkuları ve endişeleri vardır. Gelecek korkusu, fakirlik korkusu, ölüm korkusu bunlardan en önemlileridir. Sürekli bunları düşünür ve tüm bunların yükünü üzerlerine alarak, bu korkularına çözüm getirmeye çalışırlar. Oysa bir insanın Allah'ın yardımı ve rahmeti olmadan bir çıkış yolu bulabilmesi imkansızdır. Allah'a samimi iman edip, O'na gönülden teslim olmak, müminleri tüm bu sıkıntılardan uzak tutmakta, onları hep dinç, neşeli ve umutlu kılmaktadır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), müminlerin bu ahlakını övmüş ve şöyle demiştir:

"Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mümine hastır, başkasına değil. Ona memnun olacağı bir şey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır." (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, 2.cilt, s. 208)

Allah müminleri cennetle müjdelemiş, yaptıkları tüm salih amelleri kabul edeceğini ve kavuşacakları güzelliğin ve mutluluğun ise pek yakın olduğunu bildirmiştir. Müminleri mutlu kılan, onlara huzur ve ferahlık veren, Allah'a karşı duydukları derin sevgi ve bağlılıkları ve kalplerinin her an Allah ile birlikte olmasıdır. Bundan ötürü hiçbir olay karşısında hüzne kapılmaz, üzüntü ve korku yaşamazlar. Sahabeler de Müslümanlar için bu konuda çok güzel bir örnektir:

"Mü'minler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: "Bu, Allah'ın ve Resûlü’nün bize vadettiği şeydir; Allah ve Resûlü doğru söylemiştir." Ve (bu,) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini artırdı." (Ahzab Suresi, 22)

Peygamberimiz (sav)'in Örnek Ahlakı

Hüzne kapılmamak gerektiğine dair Kuran'da da pek çok örnek vardır. Örneğin Peygamber Efendimiz (sav)'in Mekkeli müşriklerin zulmü nedeniyle sığındıkları mağarada, yanındaki arkadaşına tavsiye ettiği ahlak Kuran'da şöyle bildirilmiştir:

"Siz ona (Peygambere) yardım etmezseniz, Allah ona yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak onu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah ona 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkar edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı..." (Tevbe Suresi, 40)

Peygamberimiz (sav)'in hayatı tehlikede iken korkuya ve hüzne kapılmamasının, endişe duymamasının tek sebebi Allah'a olan güveni ve O'nun kaderde yarattığı her olayın hayır ve güzellik dolu olduğunu bilmesidir. Peygamberimiz (sav)'in bu olaydaki tavrı tüm Müslümanlar açısından önemli bir örnektir. Tevekküllü tavrın nasıl olması gerektiğini Allah bu örnekle Müslümanlara bildirmektedir. Zira çok zor koşullarda dahi Peygamberimiz (sav) asla hüzünlenmemiş, hep Allah'a güvenmiştir. Nitekim Allah Kuran'ın birçok ayetinde hüzünlenmemeyi emretmektedir. (Nahl Suresi, 127 - Neml Suresi, 70 - Meryem Suresi, 24 - Yasin Suresi, 76)

Allah'ın Kuran'da hüzünlenmeme konusunda bu şekilde açık hükümleri olduğu halde olaylar karşısında üzülmek, hüzünlenmek, endişelenmek, umutsuzluğa kapılmak imanlı insanlara kesinlikle yakışmayacak tavırlardır. Dahası bu tip tavırlar iman zaafiyetinin göstergesidir, ki bu hiçbir Müslümanın düşmek istemeyeceği bir durumdur.

İman Edenlerin Tükenmeyen Neşesi

İman Edenlerin Tükenmeyen NeşesiNeşe herkesin çok yakından bildiği bir duygudur. Peki, bu güzel duyguyu sürekli olarak yaşamak mümkün müdür? Neşenin sürekli olması için ne yapmak gerekir?

Genel anlamıyla mutlu olmaktan kaynaklanan ve dışarıya vurulan sevinç ifadesi olarak tanımlanan neşe, her insanın yaşamayı arzu ettiği bir duygudur. Ancak iman etmeyenler ile müminlerin neşesi birbirinden farklıdır. İman etmeyenlerin neşesi çoğunlukla geçici ve dünyaya yönelik yapmacık bir neşedir. Samimi Müslümanların coşkusu ve neşesi ise süreklidir. Peki aradaki bu önemli farkın nedenleri nelerdir?

İman Etmeyenlerin Neşesi Neden Kısa Süreli ve Yapmacıktır?

Neşenin Gelip Geçici Heveslere Dayalı Olması

İman etmeyenlerin neşesinde dikkat çeken önemli noktalardan biri, yaşadıkları coşkunun tümüyle gelip geçici heveslere dayalı olmasıdır. Herhangi bir şeyi elde etme istekleri sonucunda ortaya çıkan hırsları, bu şeyi elde etmeleri ile büyük bir heyecan ve sözde bir neşeye dönüşür. Ancak çok kısa bir süre sonra elde ettiklerine karşı ilgilerini kaybederler. Dolayısıyla kısa bir süre sonra sahip oldukları neşe de kaybolur. Örneğin son model bir araba almayı isteyen bir kişinin bu arabayı elde ettiğinde bir süre için çok neşelenmesi fakat kısa bir süre sonra arabadan sıkılıp, artık o arabaya sahip olmaktan dolayı bir neşe duymaması, iman etmeyen kişilerin gelip geçici neşelerine verilebilecek örneklerden biridir.

Yanlış Neşe Anlayışları

İman etmeyenler monotonluk ve can sıkıntısı içinde geçen hayatlarına neşe katabilmenin tek yolunun eğlenmek olduğunu sanırlar. Eğlenmek elbette ki neşeye vesile olan bir durumdur. Ancak iman etmeyenlerin eğlence anlayışları gece yaşamı, partiler, samimi olmayan sohbetler, yapmacık kahkahalar ve tatiller ile sınırlıdır. Kuşkusuz bir insanın sevdiği kişilerle birlikte vakit geçirmesi, tatil yapması son derece normal ve din ahlakına uygun bir davranıştır. Ancak burada yanlış olan tatil yapan kişinin tatilde geçirdiği günler boyunca ya da arkadaşlarıyla birlikte olan bir kişinin bu süre zarfında Yüce Allah’a olan sorumluluklarını unutarak hareket etmesidir. Bu gibi yanlış eğlence anlayışları nedeniyle de hiçbir zaman neşeleri sürekli olmaz. Bulundukları ortamlarda oluşan ufak bir aksaklık bile tevekkülsüzlükleri nedeniyle neşelerinin bozulması için yeterlidir. Herhangi bir aksaklık olmasa bile partiler saatlerle, tatiller ise günlerle sınırlı olduğu için, bu kişiler tekrar eski monoton yaşamlarına döndüklerinde geçici olarak elde ettikleri bu neşeyi de kaybederler. Nitekim Allah iman etmeyenlerin ülke ülke gezmelerinin geçici olduğunu ve onların son kalış yerlerinin azap yüklü olduğunu şöyle haber verir:

“İnkar edenlerin ülke ülke dönüp-dolaşmaları seni aldatmasın. Az bir yarar(lanma)dır. Sonra bunların barınma yerleri cehennemdir. Ne kötü bir yataktır o!” (Al-İ İmran Suresi, 196-197)

Neşelerinin Dünyadaki Kıstaslar ile Sınırlı Olması

İman etmeyenlerin hayatında onları neşelendireceklerini sandıkları pek çok konu vardır. Zengin olmak, evlenmek, makam-mevki kazanmak, çocuk sahibi olmak, üniversiteye gitmek bunlar arasında sayılabilir. Aslında tüm bunlar Yüce Allah’ın rızasını aramak için yapıldığında ve O’nun lütfuyla gerçekleştikleri unutulmadığında, Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olduklarından dolayı büyük bir neşe kaynağı olur. Ancak kişinin kendi hırs ve isteklerini tatmin etmek amacını yerine getirmek için yapıldıklarında beraberinde gelen neşe de kısa süreli olur. Çünkü Allah’ın rızasını gözetmeden yapılan bir tavırdan alınacak neşe sadece dünya hayatı ile sınırlı ve geçici olur. Yüce Allah bir Kuran ayetinde dünyanın içinde barındırdığı her şey ile birlikte geçici olduğunu şöyle haber vermiştir:

“Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur…” (Hadid Suresi, 20)

Müminlerin Neşelerinin Kaynağı Nedir?

Yüce Allah’ın varlığı müminler için başlı başına bir neşe kaynağıdır. Rabbimiz’in büyüklüğü, O’nun her an her şeyi kuşatması, tüm olayların, tüm insanların yalnızca O’nun dilemesiyle ve kontrolüyle hayat bulması müminlere büyük bir huzur ve neşe verir. Çünkü bu bilgiye sahip olan müminler karşılarına çıkan her olayın yalnızca Allah’ın dilemesiyle gerçekleştiğini, O’nun kaderde yarattığı her şeyin de mutlaka kendileri için en hayırlısı olacağını, kendilerine Allah’tan başka kimsenin bir zarar ya da fayda dokunduramayacağını, en zor anlarında daima Allah’ın tek dostları ve yardımcıları olduğunu bilirler. Bu yüzden de hiçbir olay müminleri üzmez, endişelendirmez.

Yüce Allah'a duydukları sevgi ve bağlılığın neticesi olarak da, hayatları boyunca O’nu hoşnut etmek için çaba harcarlar. Allah'ın hoşnutluğunu kazanma isteği onların en önemli çoşku ve neşe kaynağı olur. Allah'ın rızasını kazanabilme ve O’nun müminler için hazırladığı cennetine kavuşabilme arzusu, Allah’ın izniyle onlara bitmez tükenmez imani bir güç ve neşe kazandırır.

Müminler Nelere Neşelenirler?

Yüce Allah mümin kullarına Kendi Katından neşe, rahatlık ve huzur verir. Onların velisi ve dostu olduğu için hüznü ve kötülüğü onlardan giderir. Zorlukla ve sıkıntıyla karşılaşsalar bile onlara sabır ve güç verir, neşelerini eksiltmez.

İman Edenlerin Sayısının Artması Ve Kuran Ahlakının Yayılması İle Neşelenirler

İman edenler dinin getirdiği güzel ahlakı yaşadıkları ve bunun insanlara nasıl huzurlu ve konforlu bir hayat sunduğunu bildikleri için, aynı huzuru, güzelliği ve neşeyi diğer insanların da yaşamasını isterler. Daha da önemlisi cehennemin ne kadar kesin bir gerçek olduğunu bildikleri için, tüm insanların Allah'ın razı olacağı umulan bir hayat sürerek cehennemdeki sonsuz azaptan korunmalarını arzu ederler. Bu nedenle tek bir kişinin bile Kuran ahlakını yaşamaya başlaması tüm müminler için büyük bir sevinç ve neşe kaynağı olur.

İnkarcılara Karşı Galip Geldiklerinde Neşelenirler

Müminler, Allah'a, elçisine ve müminlere karşı mücadele veren münafıklara ve inkarcılara “Ey Peygamber, kâfirlerle ve münafıklarla cehd et (çaba harca) ve onlara karşı sert ve caydırıcı davran. Onların barınma yerleri cehennemdir, ne kötü bir yataktır o!..” (Tevbe Suresi, 73) ayetinin hükmü gereği sert ve caydırıcı bir tutum sergilerler. Ancak bu fiziksel değil, fikri alanda yürütülen bir mücadeledir. Münafıkların ve inkarcıların müminlere karşı faaliyetlerini deşifre ederek engellemek, onların Allah'a, din ahlakına karşı tutumlarına net bir tavır koymak ve onlarla yakın dost olmamak gibi önlemlerle yürütülecek bu fikri mücadelede inkarcıların yılgınlaşarak din ahlakına karşı mücadele etmekten caymaları müminler için büyük bir neşe sebebidir.

İbadetleri Yerine Getirdikleri İçin Neşelenirler

Allah'ı razı edebilmek ve sevgisini kazanabilmek müminler için herşeyden önemlidir. Bu nedenle hayatları boyunca Allah'a daha da yakınlaşabilmenin yollarını ararlar. Çünkü Yüce Allah "Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakının ve (sizi) O'na (yaklaştıracak) vesile arayın..." (Maide Suresi, 35) ayetiyle müminlere bunu emretmiştir.

Kuran'da bildirilen ibadetleri yerine getirmek ise müminleri Yüce Allah'a yakınlaştıracak önemli bir yoldur. İbadetlerini hem fiili olarak hem de samimiyet ile yerine getirmenin Allah Katında asıl değer görecek olan amel olduğunu bilen müminler, bunun getirdiği iç huzurunu ve bu huzurun neşesini yaşarlar.

Cenneti Düşündüklerinde Neşelenirler

Müminlerin en fazla neşelendikleri konulardan biri de cenneti ve cennet nimetlerini düşünmektir. Çünkü Yüce Rabbimiz cennette, samimi iman sahibi kullarına, daha önce dünya hayatında eşine-benzerine rastlamadıkları bambaşka bir hayat sunacağını vaadetmiştir. Üstelik cennet, dünya hayatı gibi bir imtihan mekanı da değildir. “...Orada nefislerinizin arzuladığı herşey sizindir ve istediğiniz herşey de sizindir. Çok bağışlayan, çok esirgeyen (Allah)tan bir ağırlanma olarak.” (Fussilet Suresi,31-32) ayetiyle müjdelendiği gibi bir mükafat yurdu olarak yaratılmıştır.

Cennette melekler tarafından selam sözleriyle karşılanıp orada en güzel şekilde ağırlanacaklarını umut etmek, nimetlerin benzersizliği ve dünyada insanlara imtihan gereği verilen bıkkınlık, sıkılma gibi hislerin alınarak sonsuza kadar, her andan büyük bir keyif duyarak yaşanacak olunması müminlere derin bir haz ve neşe verir. Ancak tüm bunlardan daha da neşe verici olanı onların hayatları boyunca büyük bir istekle arzuladıkları sonuca kavuşmaları yani, Rabbimiz'in rızasını kazanacak olmalarıdır.

Nitekim Kuran'da cennet nimetleri arasında en büyük nimetin "Allah'tan olan hoşnutluk" olduğu bildirilmiştir:

“Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” (Tevbe Suresi, 72)

Sonuç

Yüce Allah'a ve ahirete kesin bilgiyle iman etmeyen insanlar, hiçbir zaman gerçek neşeyi yaşayamazlar. Onlar neşeyi ancak kendilerine menfaat umdukları işler karşısında, nefislerinin istek ve arzularını geçici olarak tatmin ettiklerinde hissederler. Ancak bu gelip geçici bir neşedir. Çünkü menfaat veya heves kaybı gibi bir durum bu neşenin yitirilmesi için yeterlidir.

Oysa müminler için Yüce Rabbimiz’in rızasını kazanmak ve din ahlakına hizmet etmek amacıyla yapılan her iş bir sevinç ve neşe kaynağıdır. Onların yaşadıkları bu neşe "iman neşesi"dir. İman neşesi, kalplerinde gerçek imanı yaşamayan kimselerin hiçbir şekilde taklit edemeyeceği, içten gelen, samimi bir neşedir. Çünkü bu, Yüce Allah’ın rızasını, rahmetini ve sonsuz cennet hayatını uman müminin kalbinin Allah’tan gelen bir sevinçle dolmasıdır. Müminlerin dünya hayatında yaşadıkları bu neşe dolu yaşam Rabbimiz’in izniyle cennette kesintisiz olarak artarak devam edecektir. Bir Kuran ayetinde iman edenleri cennette bekleyen mutlu hayat şöyle müjdelenmiştir:

“Böylece iman edip salih amellerde bulunanlar; artık onlar ‘bir cennet bahçesinde' ‘sevinç içinde ağırlanırlar'.” (Rum Suresi, 15)

Gerçek Mutluluk, Allah (cc)'ın Rızasını, Rahmetini ve Cennetini Kazanmak İçin Yaşamakla Olabilir

Gerçek Mutluluk, Allah (cc)'ın Rızasını, Rahmetini ve Cennetini Kazanmak İçin Yaşamakla Olabilirİnsanı ve sahip olduğu maddi manevi herşeyi yaratan, yerlere ve göklere hakim olan tek Varlık, Yüce Rabbimiz'dir. Bu, insanın Allah (cc)'ın kudretini, hakimiyetini ve sanatındaki mükemmelliği kavramasını ve Rabbimiz'e karşı büyük hayranlıkla bağlanmasını sağlayacak çok önemli bir gerçektir. Allah (cc), kusursuz ve sayısız detaya sahip devasa evreni, tüm ayrıntılarıyla birlikte kesintisiz ve eksiksiz olarak sürekli var etmektedir. Rabbimiz'in bu yaratışında hiçbir eksiklik ya da kusur yoktur. Aklını kullanmayan insanlar bu kusursuzluğa aldanmakta; dünyanın ve içerdiği nimetlerin geçiciliğini ve tüm bunları kendileri için yaratanın Rabbimiz olduğunu unutarak ahireti gözardı etmektedirler.

Oysa ki dünya hayatı insanların denenmesi için yaratılmış geçici bir imtihan yeridir. Bu gerçeğin şuuruna varan her insan, dünyadaki tüm güzellikleri kendisine lütfedenin yalnızca Rabbimiz olduğunu kavrar ve Allah (cc)'ın bu lütfunun ve üstün yaratışının hikmetlerini anlamaya çalışır. Dünya hayatının, kendisine gösterilen görüntüler doğrultusunda yaşadığı bir imtihandan ibaret olduğunun; asıl hayatın ise sonsuz ahirette yaşanacağının farkına varır. Bu gerçeği anlayınca, dünyaya ve dünya metaına karşı olan bağlılığından da vazgeçer. Asıl sevgisini, bağlılığını, herşeyin tek ve gerçek sahibi, Varlığı herşeyi kuşatmış olan, sonsuz kudret sahibi Rabbimiz'e yöneltir. Hırs ve tutkuyla, geçici ve denemeden ibaret olan bir dünyayı elde etmeye çalışmanın mantıksızlığını anlar. Asıl olarak, varlığın ve sonsuzluğun gerçek hakimi olan Rabbimiz'in rızasını kazanmaya çalışır. Allah (cc)'ın sevgisinin, hoşnutluğunun, rızasının ve cennetinin, hayal olarak yaratılan dünyadaki hiçbir şeyle değişilemeyecek kadar kıymetli olduğunu anlar.

Bu gerçeği kavramasıyla birlikte, hiçbir değeri olmayan geçici dünya hayatı için hırslara kapılıp üzülmek, menfaat elde etmek için çabalamak, bunun için zalimliğe, gaddarlığa ve acımasızlığa yönelmek yerine, Allah (cc)'ın rızasını ve nimetlerin sonsuz olanının dilediği an insana sunulduğu cennet hayatını kazanmayı hedefler. Kendisine verilen kısa ömür sürecini, en güzel ahlakı göstererek, en güzel davranışlarda bulunarak geçirmeye çalışır. Her şeyin aslına ve en güzeline ahirette kavuşacağını umut eder ve bu sonsuz hayatta pişman olmamak için gücünün yettiği en fazla çabayı harcar.

Rabbimiz'in kudretini gereği gibi takdir edebilen bir kişi için, dünyanın geçici hırsları değerini kaybeder. En korkutucu, en üzücü olduğunu sandığı olaylara karşı olan tüm bakış açısı değişir. Çünkü her şey, Rabbimiz'in kontrolünde, Allah (cc)'ın dilemesiyle yaratılan olaylardan oluşmaktadır. Dünya hayatında yaşadıklarımız sadece Allah (cc)'ın bizim için yarattığı imtihanın bir parçasıdır ve bizim sorumluluğumuz da bunlar karşısında Allah (cc)'ın en razı olacağı ahlakı gösterebilmektir. Bu imtihan içerisinde yaratılan görüntüler, ahirette varlıklarını ve önemlerini tam anlamıyla yitireceklerdir. Geriye kalan sadece bunlara karşı gösterilen davranışlar, Allah (cc) rızası için yapılan salih ameller olacaktır. İnsan, bu gerçeği şimdi kavrasa da kavramasa da, ahiret hayatının başlamasıyla birlikte, dünyadaki herşeyin geçici olduğunu, asıl gerçeğin ise Rabbimiz ve O'nun yarattığı ahiret olduğunu anlayacaktır. Hatta kişi ahirette, dünyada ne kadar kalmış olduğunu bile zar zor hatırlayacaktır.

İnsanlar, dünya hayatında sahip olduklarını sandıkları şeylerin gerçekte bir imtihan vesilesi olduğunu kavradıklarında, boşa üzülüp hırslandıklarını, boşa vakit geçirip oyalandıklarını, maddi istek ve hırslarına boşa önem verdiklerini anlayacaklardır. Büyüklük tasladıkları insanların denenmeleri için özel yaratıldıklarını görecek ve kibirlerinin yersiz olduğunu fark edeceklerdir. Her şeyi yaratan Allah (cc)'a karşı boyun eğici olmaları gerektiğini kavrayacak, daha huzurlu ve güzel bir hayat yaşayacaklardır. Kendilerini insanlara kanıtlamaları, onların gözünde nasıl göründüklerini sınamaları gerekmeyecek, insanlara karşı kin, nefret, kıskançlık gibi olumsuz duyguları yaşamayacaklardır. İmtihanları için özel olarak karşılarına çıkartılan insanlarla rekabet içinde olmayacak, birbirlerine bu yüzden kin ve düşmanlık beslemeyeceklerdir. Herkesin kendini sadece Allah (cc)'a teslim ettiği bir ortamda, tevazu, teslimiyet, şefkat, sevgi ve samimiyet hakim olacaktır.

Gerçek Huzur ve Mutluluk Ancak İmanla Yaşanır

Gerçek Huzur ve Mutluluk Ancak İmanla YaşanırGerçek mutluluk olan huzur, iç neşesi ve rahatlık, yalnızca Allah (cc)'ı anmakla mümkündür. Rabbimiz bu gerçeği Kuran’da şöyle bildirir:

"Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur. " (Rad Suresi, 28)

Bu, Allah (cc)'ın Kuran'da bildirdiği çok önemli bir sırdır. Ancak birçok insan bu gerçekten habersiz olduğu ya da bunu gereği gibi düşünmediği için mutsuz yaşar. Gerçek mutluluğu dünya hayatının menfaatlerinde bulmaya çalışır. Oysa ki bu, büyük bir aldanıştır. İnsanların dünya hayatında elde edebilecekleri hiçbir şey onlara gerçek huzur ve mutluluğu kazandırmaz. Yalnızca Allah (cc)'a gönülden bağlanan, O'nun şefkatinin, merhametinin, kendileri üzerindeki korumasının farkında olan ve Rabbimiz'e gönülden kulluk eden müminler mutlu bir yaşam sürebilirler. Gördüğü her olayda, duyduğu her konuşmada Allah (cc)'ı anan, Allah (cc)'ın yaratışının delillerini görerek O'na şükreden bir insanın kalbine Yüce Allah (cc), bu iç rahatlığını, huzur ve mutluluğu verir.

Allah (cc) Kuran'da bu ahlakı yaşayan müminleri sonsuz bir ecir, mükafat ve mutlulukla müjdelemiştir. Allah iman sahiplerine, Kuran ahlakına uymalarının karşılığında cennete girmelerini vaadetmiştir. Bu ahlaklarından dolayı dünyada da Allah (cc)'ın lütuf ve ikramıyla nimetlendirilirler. Allah (cc), salih amellerde bulunan müminlerin bu dünyada da güzel bir hayatla müjdelendiklerini Kuran'da şöyle bildirmiştir:

"Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz." (Nahl Suresi, 97)

Allah (cc)’ın, iman etmeleri dolayısıyla müminlere dünyada da huzur, mutluluk, nimet ve güzellik vermesi, hem müminler için büyük bir şevk kaynağı, hem de Rabbimiz'in üstün lütfunun bir tecellisidir.

İman eden bir kimse, Allah (cc)’ın emri olan Kuran ahlakını yaşadığı, O'nun emir ve yasaklarına uyduğu için, dünyadaki hayatı boyunca her türlü sıkıntı, üzüntü, mutsuzluk ve huzursuzluktan uzak kalır. Yaşadığı her olayda Rabbimiz’in yardımı ve desteğinin kendisiyle beraber olduğunu bilir. Kuran’ın "... Allah, elçisi ile müminlerin üzerine güven duygusu ve huzur indirdi..." (Tevbe Suresi, 26) ayetiyle Allah (cc) müminler üzerindeki bu rahmetini bildirmiştir.

Ancak dünya hayatı bir imtihan vesilesi olarak yaratıldığından elbetteki müminler de hayatları boyunca çeşitli zorluk ve sıkıntılarla karşılaşır. Ama Allah (cc)’a olan güçlü imanı nedeniyle tüm bunlar, müminin Allah (cc)’a olan sevgisini, bağlılığını daha da artıran ve daha da büyük bir şevkle Allah (cc)’a sığınması için birer vesile oluşturur.

Cennetteki Sonsuz Mutluluk

Cennetteki Sonsuz MutlulukCennet, Yüce Rabbimiz’den korkup sakınarak, sabırla, hayatı boyunca güzel ahlak gösteren ve yalnızca Allah (cc)'ın rızasını kazanmak için çabalayan salih müminlerin sonsuza kadar yaşayacağı yerdir. Herşeyin tek hakimi Yüce Allah (cc) iman edenleri Kuran’ın pek çok ayetinde cennetle müjdelemektedir.

İman edenler cennette hem bedenen hem de ahlaken Allah (cc)’ın izniyle en mükemmel şekilde olacaktır. Kuran ahlakı orada tam olarak tecelli edecek, gıybet, iftira, yalan, riya, haset, kibir, sadakatsizlik ve kin gibi kötü ahlak özellikleri hiç yaşanmayacaktır. Allah (cc) cennette iman edenlere olağanüstü güzelliklerle dolu bir yaşam ve Kendisi’nden bir mağfiret vaat etmiştir. Rabbimiz'in bu müjdesi Kuran’da şöyle haber verilir:

"Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, 'sevinç ve mutluluk dolu' bir meşguliyet içindedirler. Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Orada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları herşey onlarındır. Çok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü "Selam" (vardır)." (Yasin Suresi, 55-58)

"Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı herşey var. Ve siz orada süresiz kalacaksınız." (Zuhruf Suresi, 71)

Kuran’da haber verildiği gibi cennet, insanın hayal bile edemeyeceği güzelliklerin ve nefsin arzu ettiği herşeyin mükemmel bir şekilde yaratıldığı, sonsuz esenlik yurdudur. Orada, insan aklının üstünde, muhteşem bir mimari ve teknoloji, kusursuz bir düzen vardır. Kuran ayetlerinde bildirilen cennet tasvirlerini bilip tefekkür etmek, gafletin dağılması ve dünya hırsının yok olması açısından da çok önemlidir. Samimi bir şekilde tefekkür edilmesi, cennetin dünyadaki hiçbir mükemmellikle kıyaslanamayacağını anlamak için yeterlidir. Bunu anlayan kişi, cennet arzusu ve özlemiyle bu sonsuz nimeti hak edebilmek için çaba harcamaya başlayacak, kendisini cennetten uzaklaştıracak ve ebediyen mahrum bırakacak olan gaflet halinden ise bütün gücüyle sakınacaktır.

Huccetül İslam İmam Gazali Hazretleri cennete girmeye hak kazanan seçkin müminlerin yaşantısını ve Yüce Allah (cc)’ın rızasına kavuşmanın iman edenlere yaşattığı sonsuz mutluluğu eserlerinde şöyle anlatmaktadır:

Güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarında, güçlü Hükümdar’ın Katında, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.

Orada çok keremli Melik’in yüzüne bakar dururlar, nimetin güzelliği yüzlerini pırıl pırıl aydınlatmış, arzuladıklarına sonsuz olarak mazhar olmuşlardır. Kendilerine ne bir toz bulaşır ne de onlar bir zillete uğrarlar. Bilakis şerefli kullardır, Rab’lerinden türlü türlü armağanlara mazhar olurlar, canlarının çektiği nimetler içinde ebedi olarak zevk içinde olurlar. Onlar orada ne korkarlar ne mahzun olurlar...
( İmam Gazali, İhya’u Ulum’id-Din, 4. Cilt, s. 1082)

Yüce Allah (cc)’ın rızasını kazanıp Rabbimiz’in cennetine girmeye hak kazanmış kıymetli peygamberler ve salih müminler arasında olabilmek umudu, iman sahipleri için çok büyük bir şevk kaynağıdır.