Giriş

Günümüzde pek çok insan bir türlü gerçek huzuru yakalayamadığından, onca çabaya, çalışmaya ve yorgunluğa rağmen bir türlü mutlu olamadığından şikayetçidir. Bu kişilerin aradıkları ve bulamadıkları en önemli şey mutluluktur. Böyle bir sonuçla karşılaşmalarının sebebi ise, mutluluğu yanlış yerde, yanlış kimselerde bulacaklarına inanmış olmalarıdır.

Kimisi için mutluluk, elde edeceği maddi zenginliktedir. Kimi insan içinse mutluluk, herkes tarafından tanınmak, herkesin sevdiği, beğendiği, peşinden koştuğu bir kişi olmaktır. Kimileri içinse mutluluk, yaşadığı sıkıntılı ve monoton hayattan biraz olsun kurtulmak, sorunlarını unutmaktır. Ancak tüm bu insanların elde ettikleri mutluluklar sahte ve geçicidir. Sadece yaşanılan o ana mahsustur; bu an bittiğinde duyulan mutluluk da sona erer ve kişi yine eski sıkıntılı hayatına geri döner.

Tüm insanların arayışı içinde oldukları gerçek mutluluğu bulabilmek ise aslında çok kolaydır. Ne var ki insanların pek çoğu kendilerini asıl mutluluğa ulaştıracak yolu gözardı etmektedirler. İşte bu sitede gerçek mutluluğun kaynağının Allah'a teslim olmak, O'nun Kuran'da emrettiği güzel ahlakı yaşamak ve yaşatmak olduğu anlatılmaktadır.

Allah Müminlere Üzüntüyü Haram Kılmıştır

Mutsuzluk Her Türlü Belanın Başıdır ve Haramdır

samimiyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
samimiyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2010 Cumartesi

Yüce Allah'ın Yoluna Tabi Olanlar Gerçek Huzuru Yaşayabilirler

Hayatınız boyunca pek çok insanla karşılaşmışsınızdır. Bu kişilerin sıkıntılarını dile getirdikleri hallerini, ailevi sorunlarından, maddi sıkıntılarından, insanlarla aralarındaki problemlerinden bahsedişlerini, trafik sıkıştığında ya da bir yerde sıra beklerken kendi kendilerine söylenişlerini gözünüzün önünde canlandırın. Bir de dünya şartlarında olabilecek en yüksek hayat standartını elde etmiş, en güzel evlerde oturup en son model arabalarla dolaşan, kariyerleriyle, itibarlarıyla toplumda en saygı duyulan, insanların hayatlarına bir göz atın.

Tüm bunları dikkatlice aklınızdan geçirdiğinizde çok önemli bir gerçeği fark ettiğinizi göreceksiniz.

Sahip oldukları mal-mülk, yaptıkları işler, sevdikleri insanlar, bu kişileri gerçek anlamda mutlu etmeye yetmemektedir. Bu insanların hayatına hakim olan hep hüzün, karamsarlık, ümitsizliktir, mutlu olabildikleri anlar ise hem geçicidir hem de gerçek mutlulukla kıyaslandığında son derece yüzeyseldir. Hatta bazen de, kendilerini ve de çevrelerindeki insanları kandırmaya yönelik taklitlerden ibarettir. İçten içe çevrelerindeki güzelliklerin tadını almalarını engelleyen gizli bir azap yaşarlar.

Peki ama bu insanlar neden mutsuzdur? Neden iç dünyalarında azap duyar, neden huzursuz bir yaşam sürerler?

Bu insanların, en güzel nimetlerin içerisinde bile azap çekmelerinin ve mutsuz olmalarının nedeni, Allah'tan uzak bir hayat sürüyor olmalarıdır. Mutsuzluktan ve gizli azaplardan kurtulabilmenin tek çözümü, Allah'a samimi bir kalple iman etmektir. Allah'a karşı bu mutlak samimiyet elde edilmediği sürece, insanlar gerçek anlamda mutluluğu yaşayamazlar. İman etmeyenlerin dünyadaki bu gizli azapları ise ahirette sonsuz bir azaba dönüşecektir.

Allah bir ayette, "Müminler gerçekten felah bulmuştur" (Müminun Suresi, 1) şeklinde buyurarak, mutluluğu ve kurtuluşu bulanların müminler olduklarını bildirmiştir.

İnsanlar Mutlu Olmak Varken Neden Azap Çekerler?

İnsanların büyük çoğunluğu tüm çabalarına rağmen bir türlü gerçek anlamda mutluluğu yaşayamazlar. Bunun için dünya hayatında insanın aklına gelebilecek her yolu denerler; her seferinde yeni ideallerin peşinden koşar ve bunları elde ettiklerinde mutluluğu da yakalayacaklarına inanırlar. Bunun için kimi zaman iyi bir dost ya da arkadaş ararlar, kimi zaman maddi beklentileri, kimi zaman da manevi istekleri olur.

Oysa ellerinde mutlu olabilmek için her türlü imkan vardır. Allah bir ayette insanlara verdiği nimetlerle ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Nahl Suresi, 18)

Allah'ın ayette bildirdiği gibi insan yaşamı boyunca birbirinden güzel nimetlerle karşılaşır. Allah dünyayı insanın zevk alabileceği nimetlerle donatmıştır. Ancak insanların gerçek anlamda mutlu olabilmeleri için, dünyadaki nimetler de, peşinden koştukları idealleri de tek başına yeterli olmaz. Bu kimselerin mutsuzluğu, yaşamlarını üzerine kurdukları inanç sistemindeki bozukluktan kaynaklanmaktadır. (Harun Yahya, Gizli Azapların Çözümü)

Mutsuz İnsanlar, Yanlış İnançlara Sahip Olan İnsanlardır

İnsanların büyük çoğunluğu arasında yaygın bir hayat şekli vardır. Bu hayat şekli, din ahlakının olmadığı yerde hayat bulan ‘şeytanın sistemi’dir. Bu sistemde en yakın insanlar bile ilişkilerinde kendi menfaatlerini ön planda tutarlar. Hayatları boyunca samimiyetsiz ve ikiyüzlü tavırlardan şikayet ederler ama çevrelerine aynı ahlakı göstermekten çekinmezler.

Bu insanlar her yolu denedikleri halde bir türlü gerçek iç neşesini, huzur ve mutluluğu yaşayamaz ve bunu da 'hayatın bir gerçeği' olarak kabullenirler. Oysaki mutsuzluk hiçbir şekilde hayatın bir gerçeği değildir. Tam tersine insanların içine düştükleri bu sıkıntının çözümü son derece kolaydır. Allah Kuran'da, "... Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur." (Rad Suresi, 28) ayetiyle, insanlara gerçek mutluluğun ancak iman ile elde edilebileceğini bildirmiştir. İnsanlar Allah'ın üzerlerindeki rahmetini ve korumasını kavradıkları ve iman ahlakını yaşadıkları takdirde, dünya hayatının her anından zevk alabilirler. Ancak o zaman çevrelerindeki güzellikleri gereği gibi takdir edip, mutlu olmayı başarabilirler.

Allah, "Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz." (Nahl Suresi, 97) ayetiyle iman eden kullarına dünyada ve ahirette güzel bir hayat yaşatacağını vadetmiştir. İşte Kuran'a uyanlar dünyada ve ahirette Allah'ın vadettiği bu nimetten faydalanırlar.

Allah'ın kendilerine rahmet olarak gösterdiği bu yoldan yüz çeviren ya da bu yola gereği gibi uymayan insanlar, kendi elleriyle kendilerine mutsuz bir dünya oluşturmuş olurlar.

Allah'ın "Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar." (Yunus Suresi, 44) ayetiyle bildirdiği gibi, bu insanlar kendi kendilerine azap ederler.

Bütün yaşamı boyunca azap ve sıkıntı çeken bir insan için çözüm ise, "... Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez..." (Bakara Suresi, 185) ayetiyle belirtildiği gibi çok kolaydır: İnsanın gizli ya da açık cahiliye ahlakından kalan özelliklerini terk etmesi ve bunun yerine Kuran'a uygun davranması... Allah'a iman eden ve Kuran'a uyan her mümin, Kuran'a daha samimi yaklaşmalı ve ayetlerde anlatılan mümin ahlakına ters düşecek her türlü tavır ya da düşünceden kurtulmalıdır; Kuran ile bildirilen gerçekleri sadece teorik olarak bilmeyi yeterli görmemeli, bunları pratik hayatta da her an hissetmeli ve yaşamalıdır; Allah'ın her yeri sarıp kuşattığını, samimiyetsiz tavırlarını gördüğünü, insanın içinden geçen gizli niyetlerini bile bildiğini unutmamalıdır.

Mutluluğun Gerçek Anahtarı Allah'a İman Etmektir

Mutluluğun Gerçek Anahtarı Allah'a İman EtmektirGerçek mutluluk kalbin tatminiyle mümkündür. Ne var ki bunun yolu, kişinin dünya nimetlerine kavuşması veya insanlardan sevgi görmek, takdir ve övgü almak gibi manevi karşılıklar bulması değildir. Mutluluğun sırrı Kuran’da bildirilmiştir. Bu sır Allah’ın zikretmek ve salih bir mümin olmaktır:

"…Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur. İman edip salih amellerde bulunanlar, ne mutlu onlara. Varılacak yerin güzel olanı (onlarındır)." (Ra’d Suresi, 28-29)

Allah dünyada sayısız güzellik yaratmıştır. Ancak bunlardan gerçek lezzetin alınması için, kişinin bu güzellikleri takdir edebilecek bir anlayışa sahip olması gerekir. Örneğin bir karanfilin yapraklarındaki kusursuz dizilimi, kokusunu, dokusundaki yumuşaklığı fark edebilmesi, daha da önemlisi bu benzersiz güzelliğin büyük bir nimet olarak var edildiğini anlaması gerekir. Bunun gerçek manasıyla anlaşılabilmesi ise ancak ve ancak imanın getirdiği net ve duru bakış açısıyla mümkündür.

Bazı insanlar mutsuzluğu hayatın bir gerçeği olarak kabullenmişlerdir. Oysa mutsuzluk, iman zayifiyetinin mutlak bir sonucundan başka bir şey değildir. İnsan Yaratıcımız olan Allah'ı tanımaz, O’na yönelmez, O’nun elçileri vasıtasıyla bildirdiği güzel ahlakın dışında bir yol tutarsa mutsuz olması kaçınılmazdır. Kuran’ın pek çok ayetinde bu gerçek bildirilmiştir. Taha Suresi’nin 124. ayetinde şöyle buyrulmuştur:

"Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır..."

Çevresindeki sayısız nimete rağmen dünya hayatını sıkıntı ve zorluk içinde yaşadığını düşünen bir insanın, hayatının bir aşamasında artık durup düşünmesi, ne yaptığını, hangi amaç doğrultusunda, nereye doğru sürüklendiğini sorgulaması gerekir. Bu kişi, "Böylesine güzelliklerle donatılmış, zevk verecek nimetlerle dolu bir dünyada yaşam, bu kadar zorlu, bu kadar mutsuzluk ve azap dolu olmamalı" diye düşünmeli, hayatındaki amaçsızlığın ve anlamsızlığın kaynağını araştırmalıdır. Daha fazla vakit kaybetmenin, mutsuzluğu artırmaktan başka bir işe yaramayacağını anlamalı ve ciddi bir arayış içinde olmalıdır. Hayatını dünyadan en yüksek faydayı sağlamak amacı üzerine kurduğu halde -düşündüğünün tam tersine- gerçek huzuru ve mutluluğu hemen hiç yaşayamamasındaki hikmeti düşünmelidir. Kendisine, henüz vakti varken ve henüz ölümle karşılaşmamışken, durup düşünmesi ve yanlış bir yol üzerinde olduğunu anlaması için fırsat verilmektedir. Ancak insanın, ölümün artık kendisine kesin olarak yaklaştığını anladığı anda değil, bir an önce gerçekleri idrak etmesi gerekir.

Samimi olarak bu noktaya geldiği zaman, Allah'ın izniyle vicdanı ona doğru yolu gösterecek, yapması gerekeni söyleyecektir. Tüm insanlara şah damarlarından daha yakın olan ve herşeyi bilen Rabbimiz, onun kalbindeki bu isteği ve arayışı bilir ve ona muhakkak doğru yolu, bu sıkıntılı hayattan kurtuluş yollarını gösterecektir. Unutulmamalıdır ki, eğer insanların yaşantılarında olumlu bir değişiklik, ruhlarında güzele, iyiye doğru bir gelişme olmuyorsa, bu kesin olarak kişilerin kendilerinden kaynaklanmaktadır. Allah bu gerçeği Kuran'da insanlara şöyle bildirmektedir:

"Sana iyilikten her ne gelirse Allah’tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir..." (Nisa Suresi, 79)

Kişinin içinde bulunduğu bu durumun değişmesi için, o insanın ruhunda samimi bir değişiklik yapması gerekmektedir. Allah insanlara bunun sırrını şöyle açıklar:

"Nedeni şu: Bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir. Allah şüphesiz işitendir, bilendir." (Enfal Suresi, 53)

Bu değişikliği yaptığı, samimi bir sorgulamaya gittiği ve samimi bir niyet değişikliğine karar verdiği anda ise, Allah bunu bilir ve bu kişinin üzerindeki nimetini değiştirecektir.

Allah’ın İnsanlar Üzerindeki Merhameti Sonsuzdur

Sonsuz güç ve kudret sahibi olan Allah, iman edenlere olan sevgi ve merhametinin bir göstergesi olarak onları dünya hayatında çeşitli nimetlerle yararlandırmaktadır. Bu, iman eden bir insanın tüm hayatı için geçerlidir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), Allah’ın verdiği nimetlerle ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır:

“Size vermekte olduğu nimetlerinden ötürü Allah’ı sevin, beni de Allah beni sevdiği için seviniz.” (Tirmizi; Huccetü’l İslam İmam Gazali, İhya’u Ulum’id-din, 4. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s.594)

Allah sonsuz esirgeyen ve bağışlayan, rahmeti çok geniş olandır. Yüce Allah'ın istediği ahlak yaşandığı takdirde, Rabbimiz, her kim olursa olsun, geçmişte her ne tavır içinde olunursa olunsun bağışlayacağını; kişinin kötülüklerini iyiliklere çevireceğini, güzel ahlakına karşılık ahirette olduğu gibi dünya hayatında da iyilik ve güzellik yaratacağını bildirmektedir. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirir:

"Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah’a teslim ederse, artık onun Rabbi Katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır." (Bakara Suresi, 112)

Sonuç: Müminlerin Mutluluğu

Kendisi farkında olmadan verilen nimetlerin Allah'ın bir lütfu olduğunu bilen bir insan için, sabah kalktığında nefes almak dahi çok büyük bir nimet ve sevinç vesilesidir. Yürüyebilmek, konuşabilmek, düşünebilmek de bu kişi için büyük bir mutluluk kaynağıdır. Böyle bir insan, dilediği takdirde Allah'ın bu gücü, hareket kabiliyetini elinden alabileceğinin şuurundadır. Bu yüzden günlük hayatta normal gibi görünen bu davranışlar bu bakış açısına sahip iman eden bir insan için büyük bir şükür vesilesidir. Kalbi mutmain olan böyle bir kişinin ise mutlu olması için maddi bir araca ihtiyacı da olmayacaktır.

Bu akla sahip bir mümin dünya hayatının birkaç on yıllık bir imtihan dönemi olduğunu bilir ve asıl yaşamın sonsuz ahiret hayatı olduğunu da unutmaz. Kısa süren yaşamı boyunca gösterdiği güzel ahlakın, zorluk ve sıkıntılar karşısındaki sabır ve tevekkülünün kendisine cennet nimetleri olarak geri döneceğini umut eder. Bu nedenle de dünya hayatındaki her sıkıntı onun için bir ecir vesilesi haline gelir. İşte iman sahiplerinin dünya hayatındaki neşeli, huzurlu, güvenli, rahat tavırlarının nedenlerinden biri budur.

Mutluluğun Gerçek Anahtarı

Mutluluğun Gerçek AnahtarıPek çok insan, dünyanın birbirinden güzel nimetleri elinin altında olmasına rağmen bir türlü mutlu olamadığını fark eder. İnsanlar, yıllarca hayalini kurduğu şeylere kavuştuklarında bile mutlu olamadıklarına şahit olurlar. Hep bir yerlerde bir yanlışlık olduğunu düşünerek “şöyle olmasa mutlu olacaktım”, “keşke bunu yapmasaydım” gibi düşüncelerle kendilerini avutur, yeni çözüm yolları ararlar. Oysa mutluluk için gerekli olan çok büyük bir sırdan habersizdirler. Bu sırrı kavramadıkça, herşey yolunda gitse bile mutlu olmaları mümkün değildir...

Gerçek mutluluk kalbin tatminiyle mümkündür. Ne var ki bunun yolu, kişinin dünya nimetlerine kavuşması veya insanlardan sevgi görmek, takdir ve övgü almak gibi manevi karşılıklar bulması değildir. Mutluluğun sırrı Kuran’da bildirilmiştir. Bu sır Allah’ın zikretmek ve salih bir mümin olmaktır:

“…Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur. İman edip salih amellerde bulunanlar, ne mutlu onlara. Varılacak yerin güzel olanı (onlarındır).” (Ra’d Suresi, 28-29)

Allah dünyada sayısız güzellik yaratmıştır. Ancak bunlardan gerçek lezzetin alınması için, kişinin bu güzellikleri takdir edebilecek bir anlayışa sahip olması gerekir. Örneğin bir karanfilin yapraklarındaki kusursuz dizilimi, kokusunu, dokusundaki yumuşaklığı fark edebilmesi, daha da önemlisi bu benzersiz güzelliğin büyük bir nimet olarak var edildiğini anlaması gerekir. Bunun gerçek manasıyla anlaşılabilmesi ise ancak ve ancak imanın getirdiği net ve duru bakış açısıyla mümkündür.

Bazı insanlar mutsuzluğu hayatın bir gerçeği olarak kabullenmişlerdir. Oysa mutsuzluk, iman zayifiyetinin mutlak bir sonucundan başka bir şey değildir. İnsan Yaratıcısı’nı tanımaz, O’na yönelmez, O’nun elçileri vasıtasıyla bildirdiği güzel ahlakın dışında bir yol tutarsa mutsuz olması kaçınılmazdır. Kuran’ın pek çok ayetinde bu gerçek bildirilmiştir. Örneğin Taha Suresi’nin 124. ayetinde şöyle buyrulmuştur:

"Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır..."

İlk başta da de belirtiğimiz gibi, çevresindeki sayısız nimete rağmen dünya hayatını sıkıntı ve zorluk içinde yaşadığını düşünen bir insanın, hayatının bir aşamasında artık durup düşünmesi, ne yaptığını, hangi amaç doğrultusunda, nereye doğru sürüklendiğini sorgulaması gerekir. Bu kişi, "Böylesine güzelliklerle donatılmış, zevk verecek nimetlerle dolu bir dünyada yaşam, bu kadar zorlu, bu kadar mutsuzluk ve azap dolu olmamalı" diye düşünmeli, hayatındaki amaçsızlığın ve anlamsızlığın kaynağını araştırmalıdır. Daha fazla vakit kaybetmenin, mutsuzluğu artırmaktan başka bir işe yaramayacağını anlamalı ve ciddi bir arayış içinde olmalıdır. Hayatını dünyadan en yüksek faydayı sağlamak amacı üzerine kurduğu halde -düşündüğünün tam tersine- gerçek huzuru ve mutluluğu hemen hiç yaşayamamasındaki hikmeti düşünmelidir. Kendisine, henüz vakti varken ve henüz ölümle karşılaşmamışken, durup düşünmesi ve yanlış bir yol üzerinde olduğunu anlaması için fırsat verilmektedir. Ancak insanın, ölümün artık kendisine kesin olarak yaklaştığını anladığı anda değil, bir an önce gerçekleri idrak etmesi gerekir.

Samimi olarak bu noktaya geldiği zaman, Allah'ın izniyle vicdanı ona doğru yolu gösterecek, yapması gerekeni söyleyecektir. Tüm insanlara şah damarlarından daha yakın olan ve herşeyi bilen Rabbimiz, onun kalbindeki bu isteği ve arayışı bilir ve ona muhakkak doğru yolu, bu sıkıntılı hayattan kurtuluş yollarını gösterecektir.

Unutulmamalıdır ki, eğer insanların yaşantılarında olumlu bir değişiklik, ruhlarında güzele, iyiye doğru bir gelişme olmuyorsa, bu kesin olarak kişilerin kendilerinden kaynaklanmaktadır. Allah bu gerçeği Kuran'da insanlara şöyle bildirmektedir:

“Sana iyilikten her ne gelirse Allah’tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir...”(Nisa Suresi, 79)

Kişinin içinde bulunduğu bu durumun değişmesi için, o insanın ruhunda samimi bir değişiklik yapması gerekmektedir. Allah insanlara bunun sırrını şöyle açıklar:

“Nedeni şu: Bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir. Allah şüphesiz işitendir, bilendir.” (Enfal Suresi, 53)

Bu değişikliği yaptığı, samimi bir sorgulamaya gittiği ve samimi bir niyet değişikliğine karar verdiği anda ise, Allah bunu bilir ve bu kişinin üzerindeki nimetini değiştirecektir.

Allah’ın İnsanlar Üzerindeki Merhameti Sonsuzdur

Allah sonsuz esirgeyen ve bağışlayan, rahmeti çok geniş olandır. Allah'ın istediği ahlak yaşandığı takdirde, Rabbimiz, her kim olursa olsun, geçmişte her ne tavır içinde olunursa olunsun bağışlayacağını; kişinin kötülüklerini iyiliklere çevireceğini, güzel ahlakına karşılık ahirette olduğu gibi dünya hayatında da iyilik ve güzellik yaratacağını bildirmektedir. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirir:

Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah’a teslim ederse, artık onun Rabbi Katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Bakara Suresi, 112)

Sonuç: Müminlerin Mutluluğu

Kendisi farkında olmadan verilen nimetlerin Allah'ın bir lütfu olduğunu bilen bir insan için, sabah kalktığında nefes almak dahi çok büyük bir nimet ve sevinç vesilesidir. Yürüyebilmek, konuşabilmek, düşünebilmek de bu kişi için büyük bir mutluluk kaynağıdır. Böyle bir insan, dilediği takdirde Allah'ın bu gücü, hareket kabiliyetini elinden alabileceğinin şuurundadır. Bu yüzden günlük hayatta normal gibi görünen bu davranışlar bu bakış açısına sahip iman eden bir insan için büyük bir şükür vesilesidir. Kalbi mutmain olan böyle bir kişinin ise mutlu olması için maddi bir araca ihtiyacı da olmayacaktır.

Bu akla sahip bir mümin dünya hayatının birkaç on yıllık bir imtihan dönemi olduğunu bilir ve asıl yaşamın sonsuz ahiret hayatı olduğunu da unutmaz. Kısa süren yaşamı boyunca gösterdiği güzel ahlakın, zorluk ve sıkıntılar karşısındaki sabır ve tevekkülünün kendisine cennet nimetleri olarak geri döneceğini umut eder. Bu nedenle de dünya hayatındaki her sıkıntı onun için bir ecir vesilesi haline gelir. İşte iman sahiplerinin dünya hayatındaki neşeli, huzurlu, güvenli, rahat tavırlarının nedenlerinden biri budur.

“…bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız…” (Nahl Suresi, 97)

“…Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur." (Ra’d Suresi, 28)

Sonsuz güç ve kudret sahibi olan Allah, iman edenlere olan sevgi ve merhametinin bir göstergesi olarak onları dünya hayatında çeşitli nimetlerle yararlandırmaktadır. Bu, iman eden bir insanın tüm hayatı için geçerlidir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), Allah’ın verdiği nimetlerle ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır:

“Size vermekte olduğu nimetlerinden ötürü Allah’ı sevin, beni de Allah beni sevdiği için seviniz.” (Tirmizi; Huccetü’l İslam İmam Gazali, İhya’u Ulum’id-din, 4. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s.594)

Allah sana bir zarar dokunduracak olsa, O’ndan başka bunu senden kaldıracak yoktur. Ve eğer sana bir hayır isterse, O’nun bol fazlını geri çevirecek de yoktur. Kullarından dilediğine bundan isabet ettirir. O, bağışlayandır, esirgeyendir. (Yunus Suresi, 107)

Müslümanlar Allah'a ve Dine Derin Bir Sevgiyle Bağlıdırlar

Müslümanlar Allah'a ve Dine Derin Bir Sevgiyle BağlıdırlarDinin derinliğini kavramak ve Kuran ahlakını hayatın her anında yaşamak, samimi bir Müslümanın en dikkat çekici özeliklerinden birisidir. Allah’ın Kuran’da bizlere tarif ettiği mümin özelliklerine baktığımızda, “derinliğin” dinin yaşanmasında çok önemli olduğunu ve Allah’ın bizleri bu konu üzerinde düşünmeye teşvik ettiğini görürüz. Müslümanın birçok güzel özelliği vardır. Allah’tan korkan samimi bir Müslüman ibadetlerinde titizdir, fedakardır, merhametli ve şefkatlidir, affedicidir, akıllıdır, sevgi doludur. Allah’a ve yarattıklarına karşı sevgi ve saygıyla dolu bir yaklaşım içindedir. Sorumluluk sahibidir, dikkati ve şuuru açıktır. Allah’tan saygıyla korkar, ahirette Allah’a hesap vereceğinin bilincindedir. Huzurlu ve mutmain bir ruha sahiptir. Müslümanın, bunlar gibi daha birçok güzel özelliği vardır ve hayatı boyunca bu özelliklerini daha da mükemmel hale getirmeye çalışır.

İnsanın imanını, Allah’a olan sevgisini, saygısını, Allah korkusunu, takvasını sürekli arttırması ancak derinleşmesiyle mümkündür. Allah Kuran’ın birçok ayetinde Müslümanların dinde derin bir kavrayışa sahip olduklarını bildirmektedir. Bunun için insanın Allah’ın sonsuz gücünü ve kudretini çok iyi düşünüp kavramaya çalışması gerekmektedir. Mümin içten gelen samimi bir istekle, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edebilmenin ihtiyacını hisseder. Ruhu ancak Allah’ın varlığından ve Allah’a olan imanından dolayı güç bulur. Samimi bir Müslüman için Allah’ın ve dinin varlığı en büyük mutluluk vesilesidir. İnsan Allah’a olan sevgisinde, saygısında ve Allah’a karşı hisettiği saygı dolu korkuda, daima bir derinleşme isteği içindedir. Bu ihlaslı bir Müslümanın ruhunun tabi bir ihtiyacı olduğu için, bunu hissederek ve şevkle, Allah’tan ister. İnsan Allah’ın sonsuz gücünü gördükçe, yarattıklarına bakıp bunlardaki harikalıkları farkettikçe Allah’a olan sevgisi ve saygısı daha da artar. Dilediği herşeyi mükemmel yaratan Yüce Rabbimiz'in sonsuz mükemmellikte olduğunu düşünmek, sonsuz bir akla ve yaratma gücüne sahip olduğunu bilmek insanın Allah’ın sanatına olan hayranlığını arttırır. Allah Kuran’da, “Elbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır.” (Hicr Suresi, 75) ayetiyle derin bir kavrayışa sahip olmanın önemine dikkat çekmektedir. Dini derin kavramak ve yaşamak, insanın çevresindeki ayetleri daha iyi görebilmesini, Allah’ın yarattığı güzellikleri daha iyi farkedebilmesini, Allah’a daha güçlü bir sevgiyle bağlanmasını sağlar. Kavrayış derinliği ile, bunun insanın hayatına getirdiği güzellikler orantılıdır. İnsan, Allah’ın Kuran’da beğendiğini bildirdiği ahlakı ve Müslüman ruhunu ne kadar güçlü yaşarsa, ruh kalitesi ve hayatının anlamı da o oranda güzelleşir. Bunun için Allah’ı, Allah’ın yarattıklarını, Allah’ın Kuran’da dikkat çektiği olayları, örnekleri, dinin özünü, ahireti, dünyanın geçiciliğini ve Allah’ın bizim üzerinde düşünmemizi istediği konuları dikkatlice, samimiyetle, Kuran şuuruyla ve Allah’tan anlamayı isteyerek düşünmek gerekir. İnsan düşünürken detayları anlamaya, daha önce farkedemediklerini farketmeye ve Allah’a hep daha fazla yaklaşmaya niyet etmelidir. Allah’ın bizlerden istediği derin düşünmek ancak bu şekilde mümkün olabilir.

Mümin hayatı boyunca Allah’ın kendisine gösterdiği her olay ve ayrıntıda daima Allah’ın ayetlerini, olayların hayır ve hikmet yönlerini düşünüp görmeye çalışmalıdır. Yerde yürürken gördüğü bir karınca, başını gökyüzüne uzattığında dizi dizi uçan kuşlar, dağların heybeti, yağmur taşıyan bulutlar, rüzgarla sürüklenen bir yaprak tanesi, yolda karşısına çıkan herhangi bir insan; bunların tümü, Allah’ın o kişi için birçok hikmetle kaderinde yarattığı detaylardır. Derin düşünen bir mümin gördüğü, duyduğu, tanık olduğu her olayın Allah’ın iradesi ve sonsuz kontrolüyle var olduğunun bilincindedir. Yolda giderken yanından geçen bir cenaze arabası ona ölümü, ahireti, Allah’ın huzurunda vereceği hesabı, Allah’ın sonsuz gücünü ve dünyanın geçiciliğini hatırlatır. Kalbi ve ruhu sürekli Allah ile beraber olduğu için, herşeyde Allah’ın gücünü hisseder. Allah’a daima saygı dolu bir korku ve derin bir sevgiyle yönelir. Son derece gelişmiş bir donanıma sahip olan güzel bir araba, insana hayatında çok fazla kolaylık sağlayan bir bilgisayar Allah’ın sınırsız bir yaratma gücüne sahip olduğunu ve bizlere sürekli nimet sunduğunu düşündürüp, şükretmesine vesile olur. Allah’ın Kuran’da bildirdiği daha önce yaşamış olan kavimlerin başlarından geçenler düşünmesini sağlar.

Nasıl insanın yaşamak, hayatını devam ettirebilmek için yemeğe, suya ihtiyacı varsa aynı şekilde Müslümanın da ruhunu geliştirmesi için düşünmeye ve derinliğe ihtiyacı vardır. Tıpkı yaşamak için bedenin ihtiyacı gibi, ruhunda sağlıklı olabilmesi için sürekli tefekkür anlamında bir takviyeye, zenginleştirilmeye yönelmesi gerekir. bunun için müminin Allah’ın ayetlerine, dine, Allah’ın rızasına bilinçli bir şekilde yönelmesi gerekir.

Şuur sahibi ve Allah’ın sonsuz büyüklüğünün farkında olan bir insanın hayatının her anına din hakimdir. Her düşüncesi, her hareketi Kuran ahlakı ve Allah’ın rızası doğrultusunudadır. Aklında sürekli olarak, “Allah’a nasıl daha yakın olabilirim”, “Allah’ın benden razı olması için kendimi nasıl geliştirebilirim” düşüncesi vardır.

Dindar ve samimi bir Müslüman her zaman mutludur, Allah’a olan imanından kaynaklanan bir heyecan ve şevke sahiptir. Nimetle de zorluklarla da denense, mutlaka kalbi Allah sevgisiyle dolu olarak Allah’a yönelir. Herşeyde çözümü sadece Kuran’da arar. Allah’a kavuşacağı ana kadar, Allah’a olan sevgisi sürekli artar. Ahirette ise bu sevgisinin güzelliğini sonsuza kadar yaşa

İmanın Getirdiği Huzur ve Mutluluk

İmanın Getirdiği Huzur ve MutlulukOlayları hayır gözüyle değerlendirmek ve olumlu ya da olumsuz görünen tüm olaylar karşısında aynı sabırlı ve itidalli tavrı göstermek önemli mümin özelliklerindendir. Müminler, meydana gelen her olayın yalnızca Allah'ın kontrolünde olduğunu ve Allah'ın herşeyi bir hayır üzere yarattığını bildikleri için hiçbir konuda üzüntüye, karamsarlığa ve ümitsizliğe düşmezler. Allah'ın müminlerin dualarına icabet edeceğini bildikleri için, en olumsuz görünen bir olayın bile imtihan ortamının bir parçası olduğundan ve müminler için mutlaka hayra dönüşeceğinden kuşku duymazlar. Bu da onların her olay karşısında üstün bir ahlak sergilemelerine vesile olur.

"...Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz." (Bakara Suresi, 216) ayetinde bildirilen bu gerçekler doğrultusunda müminler, başlarına gelen her olaya hayır gözüyle bakarlar. Dolayısıyla işlerinin kendi istedikleri şekilde sonuçlanması konusunda ısrarcı davranmazlar. Ellerinden geleni tam yaptıktan sonra sonucunu Allah'tan bekler ve tevekkül ederler.

İnsanlar hayatları boyunca pek çok olay yaşar, beklemedikleri ya da ummadıkları çok durumla karşı karşıya kalırlar. Bunlar olayları sadece görünen kısmıyla değerlendiren imanı zayıf bir kişi için zor durumlar gibi gözükse de, Müslümanlar yaşadıklarını hep hayır olarak görürler. Bundan dolayı da hiçbir zaman hüzne kapılmazlar. Örneğin bir mümin hastalık ya da ölüm haberi alabilir, önemli bir sınavda başarısız olabilir, işinden ayrılmak zorunda kalabilir, iftiraya uğrayabilir, maddi imkanlarını kaybedebilir, en yakınlarının zorlu hastalıklarına şahit olabilir, sakatlanabilir, çok ölümcül bir hastalığa yakalanabilir... Bütün bu örnekleri artırmak mümkündür. Bu tür örnekler din ahlakından uzak bir yaşam süren insanlara yıkıcı, üzücü ya da telafi edilemez nitelikte olaylar gibi görünebilir. Oysa müminler için hiçbir olay üzülmeyi, hüzne kapılmayı gerektirmez. Herşeyi sakin, tevekküllü değerlendirir, evrendeki hiçbir olayın Allah'ın izni olmadan gerçekleşmediğinin bilinciyle hareket ederler.

Kadere İman Hüzne Kapılmayı Engeller

Müslümanların hüzne kapılmamalarının bir diğer sebebi ise kadere olan güçlü imanlarıdır. İnsanın hayatının her anı, söylediği her söz, düşündüğü herşey, başına gelen her olay, nerede ve ne zaman öleceği o daha dünyaya gelmeden belirlenmiştir. İnsan hayatı süresince Allah'ın kendisi için dilediklerini yaşamaktadır. Müminlere büyük bir huzur ve rahatlık veren de budur; başlarına gelen herşeyi Allah'ın planladığını ve herşeyin mutlaka kendileri için hayır olduğunu bilirler. Bundan dolayı müminler, başlarına gelen her olayda hep Allah'a sığınır, O'na yönelir ve O'ndan yardım dilerler. Her konuda Allah'a tevekkül edip, O'nun kendileri için yarattığı herşeyden razı oldukları için, karşılaştıkları hiçbir olayda korkuya ve endişeye kapılmazlar. Allah'a olan teslimiyetleri, onları her türlü dünyevi korku ve sıkıntıdan uzak tutar. Kuran ahlakını benimsemeyen ve bu ahlaktan uzak yaşayan insanların ise -Allah'a tevekkül etmedikleri için- pek çok korkuları ve endişeleri vardır. Gelecek korkusu, fakirlik korkusu, ölüm korkusu bunlardan en önemlileridir. Sürekli bunları düşünür ve tüm bunların yükünü üzerlerine alarak, bu korkularına çözüm getirmeye çalışırlar. Oysa bir insanın Allah'ın yardımı ve rahmeti olmadan bir çıkış yolu bulabilmesi imkansızdır. Allah'a samimi iman edip, O'na gönülden teslim olmak, müminleri tüm bu sıkıntılardan uzak tutmakta, onları hep dinç, neşeli ve umutlu kılmaktadır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), müminlerin bu ahlakını övmüş ve şöyle demiştir:

"Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mümine hastır, başkasına değil. Ona memnun olacağı bir şey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır." (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, 2.cilt, s. 208)

Allah müminleri cennetle müjdelemiş, yaptıkları tüm salih amelleri kabul edeceğini ve kavuşacakları güzelliğin ve mutluluğun ise pek yakın olduğunu bildirmiştir. Müminleri mutlu kılan, onlara huzur ve ferahlık veren, Allah'a karşı duydukları derin sevgi ve bağlılıkları ve kalplerinin her an Allah ile birlikte olmasıdır. Bundan ötürü hiçbir olay karşısında hüzne kapılmaz, üzüntü ve korku yaşamazlar. Sahabeler de Müslümanlar için bu konuda çok güzel bir örnektir:

"Mü'minler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: "Bu, Allah'ın ve Resûlü’nün bize vadettiği şeydir; Allah ve Resûlü doğru söylemiştir." Ve (bu,) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini artırdı." (Ahzab Suresi, 22)

Peygamberimiz (sav)'in Örnek Ahlakı

Hüzne kapılmamak gerektiğine dair Kuran'da da pek çok örnek vardır. Örneğin Peygamber Efendimiz (sav)'in Mekkeli müşriklerin zulmü nedeniyle sığındıkları mağarada, yanındaki arkadaşına tavsiye ettiği ahlak Kuran'da şöyle bildirilmiştir:

"Siz ona (Peygambere) yardım etmezseniz, Allah ona yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak onu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah ona 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkar edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı..." (Tevbe Suresi, 40)

Peygamberimiz (sav)'in hayatı tehlikede iken korkuya ve hüzne kapılmamasının, endişe duymamasının tek sebebi Allah'a olan güveni ve O'nun kaderde yarattığı her olayın hayır ve güzellik dolu olduğunu bilmesidir. Peygamberimiz (sav)'in bu olaydaki tavrı tüm Müslümanlar açısından önemli bir örnektir. Tevekküllü tavrın nasıl olması gerektiğini Allah bu örnekle Müslümanlara bildirmektedir. Zira çok zor koşullarda dahi Peygamberimiz (sav) asla hüzünlenmemiş, hep Allah'a güvenmiştir. Nitekim Allah Kuran'ın birçok ayetinde hüzünlenmemeyi emretmektedir. (Nahl Suresi, 127 - Neml Suresi, 70 - Meryem Suresi, 24 - Yasin Suresi, 76)

Allah'ın Kuran'da hüzünlenmeme konusunda bu şekilde açık hükümleri olduğu halde olaylar karşısında üzülmek, hüzünlenmek, endişelenmek, umutsuzluğa kapılmak imanlı insanlara kesinlikle yakışmayacak tavırlardır. Dahası bu tip tavırlar iman zaafiyetinin göstergesidir, ki bu hiçbir Müslümanın düşmek istemeyeceği bir durumdur.

Gerçek Mutluluk, Allah (cc)'ın Rızasını, Rahmetini ve Cennetini Kazanmak İçin Yaşamakla Olabilir

Gerçek Mutluluk, Allah (cc)'ın Rızasını, Rahmetini ve Cennetini Kazanmak İçin Yaşamakla Olabilirİnsanı ve sahip olduğu maddi manevi herşeyi yaratan, yerlere ve göklere hakim olan tek Varlık, Yüce Rabbimiz'dir. Bu, insanın Allah (cc)'ın kudretini, hakimiyetini ve sanatındaki mükemmelliği kavramasını ve Rabbimiz'e karşı büyük hayranlıkla bağlanmasını sağlayacak çok önemli bir gerçektir. Allah (cc), kusursuz ve sayısız detaya sahip devasa evreni, tüm ayrıntılarıyla birlikte kesintisiz ve eksiksiz olarak sürekli var etmektedir. Rabbimiz'in bu yaratışında hiçbir eksiklik ya da kusur yoktur. Aklını kullanmayan insanlar bu kusursuzluğa aldanmakta; dünyanın ve içerdiği nimetlerin geçiciliğini ve tüm bunları kendileri için yaratanın Rabbimiz olduğunu unutarak ahireti gözardı etmektedirler.

Oysa ki dünya hayatı insanların denenmesi için yaratılmış geçici bir imtihan yeridir. Bu gerçeğin şuuruna varan her insan, dünyadaki tüm güzellikleri kendisine lütfedenin yalnızca Rabbimiz olduğunu kavrar ve Allah (cc)'ın bu lütfunun ve üstün yaratışının hikmetlerini anlamaya çalışır. Dünya hayatının, kendisine gösterilen görüntüler doğrultusunda yaşadığı bir imtihandan ibaret olduğunun; asıl hayatın ise sonsuz ahirette yaşanacağının farkına varır. Bu gerçeği anlayınca, dünyaya ve dünya metaına karşı olan bağlılığından da vazgeçer. Asıl sevgisini, bağlılığını, herşeyin tek ve gerçek sahibi, Varlığı herşeyi kuşatmış olan, sonsuz kudret sahibi Rabbimiz'e yöneltir. Hırs ve tutkuyla, geçici ve denemeden ibaret olan bir dünyayı elde etmeye çalışmanın mantıksızlığını anlar. Asıl olarak, varlığın ve sonsuzluğun gerçek hakimi olan Rabbimiz'in rızasını kazanmaya çalışır. Allah (cc)'ın sevgisinin, hoşnutluğunun, rızasının ve cennetinin, hayal olarak yaratılan dünyadaki hiçbir şeyle değişilemeyecek kadar kıymetli olduğunu anlar.

Bu gerçeği kavramasıyla birlikte, hiçbir değeri olmayan geçici dünya hayatı için hırslara kapılıp üzülmek, menfaat elde etmek için çabalamak, bunun için zalimliğe, gaddarlığa ve acımasızlığa yönelmek yerine, Allah (cc)'ın rızasını ve nimetlerin sonsuz olanının dilediği an insana sunulduğu cennet hayatını kazanmayı hedefler. Kendisine verilen kısa ömür sürecini, en güzel ahlakı göstererek, en güzel davranışlarda bulunarak geçirmeye çalışır. Her şeyin aslına ve en güzeline ahirette kavuşacağını umut eder ve bu sonsuz hayatta pişman olmamak için gücünün yettiği en fazla çabayı harcar.

Rabbimiz'in kudretini gereği gibi takdir edebilen bir kişi için, dünyanın geçici hırsları değerini kaybeder. En korkutucu, en üzücü olduğunu sandığı olaylara karşı olan tüm bakış açısı değişir. Çünkü her şey, Rabbimiz'in kontrolünde, Allah (cc)'ın dilemesiyle yaratılan olaylardan oluşmaktadır. Dünya hayatında yaşadıklarımız sadece Allah (cc)'ın bizim için yarattığı imtihanın bir parçasıdır ve bizim sorumluluğumuz da bunlar karşısında Allah (cc)'ın en razı olacağı ahlakı gösterebilmektir. Bu imtihan içerisinde yaratılan görüntüler, ahirette varlıklarını ve önemlerini tam anlamıyla yitireceklerdir. Geriye kalan sadece bunlara karşı gösterilen davranışlar, Allah (cc) rızası için yapılan salih ameller olacaktır. İnsan, bu gerçeği şimdi kavrasa da kavramasa da, ahiret hayatının başlamasıyla birlikte, dünyadaki herşeyin geçici olduğunu, asıl gerçeğin ise Rabbimiz ve O'nun yarattığı ahiret olduğunu anlayacaktır. Hatta kişi ahirette, dünyada ne kadar kalmış olduğunu bile zar zor hatırlayacaktır.

İnsanlar, dünya hayatında sahip olduklarını sandıkları şeylerin gerçekte bir imtihan vesilesi olduğunu kavradıklarında, boşa üzülüp hırslandıklarını, boşa vakit geçirip oyalandıklarını, maddi istek ve hırslarına boşa önem verdiklerini anlayacaklardır. Büyüklük tasladıkları insanların denenmeleri için özel yaratıldıklarını görecek ve kibirlerinin yersiz olduğunu fark edeceklerdir. Her şeyi yaratan Allah (cc)'a karşı boyun eğici olmaları gerektiğini kavrayacak, daha huzurlu ve güzel bir hayat yaşayacaklardır. Kendilerini insanlara kanıtlamaları, onların gözünde nasıl göründüklerini sınamaları gerekmeyecek, insanlara karşı kin, nefret, kıskançlık gibi olumsuz duyguları yaşamayacaklardır. İmtihanları için özel olarak karşılarına çıkartılan insanlarla rekabet içinde olmayacak, birbirlerine bu yüzden kin ve düşmanlık beslemeyeceklerdir. Herkesin kendini sadece Allah (cc)'a teslim ettiği bir ortamda, tevazu, teslimiyet, şefkat, sevgi ve samimiyet hakim olacaktır.

Gerçek Huzur ve Mutluluk Ancak İmanla Yaşanır

Gerçek Huzur ve Mutluluk Ancak İmanla YaşanırGerçek mutluluk olan huzur, iç neşesi ve rahatlık, yalnızca Allah (cc)'ı anmakla mümkündür. Rabbimiz bu gerçeği Kuran’da şöyle bildirir:

"Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur. " (Rad Suresi, 28)

Bu, Allah (cc)'ın Kuran'da bildirdiği çok önemli bir sırdır. Ancak birçok insan bu gerçekten habersiz olduğu ya da bunu gereği gibi düşünmediği için mutsuz yaşar. Gerçek mutluluğu dünya hayatının menfaatlerinde bulmaya çalışır. Oysa ki bu, büyük bir aldanıştır. İnsanların dünya hayatında elde edebilecekleri hiçbir şey onlara gerçek huzur ve mutluluğu kazandırmaz. Yalnızca Allah (cc)'a gönülden bağlanan, O'nun şefkatinin, merhametinin, kendileri üzerindeki korumasının farkında olan ve Rabbimiz'e gönülden kulluk eden müminler mutlu bir yaşam sürebilirler. Gördüğü her olayda, duyduğu her konuşmada Allah (cc)'ı anan, Allah (cc)'ın yaratışının delillerini görerek O'na şükreden bir insanın kalbine Yüce Allah (cc), bu iç rahatlığını, huzur ve mutluluğu verir.

Allah (cc) Kuran'da bu ahlakı yaşayan müminleri sonsuz bir ecir, mükafat ve mutlulukla müjdelemiştir. Allah iman sahiplerine, Kuran ahlakına uymalarının karşılığında cennete girmelerini vaadetmiştir. Bu ahlaklarından dolayı dünyada da Allah (cc)'ın lütuf ve ikramıyla nimetlendirilirler. Allah (cc), salih amellerde bulunan müminlerin bu dünyada da güzel bir hayatla müjdelendiklerini Kuran'da şöyle bildirmiştir:

"Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz." (Nahl Suresi, 97)

Allah (cc)’ın, iman etmeleri dolayısıyla müminlere dünyada da huzur, mutluluk, nimet ve güzellik vermesi, hem müminler için büyük bir şevk kaynağı, hem de Rabbimiz'in üstün lütfunun bir tecellisidir.

İman eden bir kimse, Allah (cc)’ın emri olan Kuran ahlakını yaşadığı, O'nun emir ve yasaklarına uyduğu için, dünyadaki hayatı boyunca her türlü sıkıntı, üzüntü, mutsuzluk ve huzursuzluktan uzak kalır. Yaşadığı her olayda Rabbimiz’in yardımı ve desteğinin kendisiyle beraber olduğunu bilir. Kuran’ın "... Allah, elçisi ile müminlerin üzerine güven duygusu ve huzur indirdi..." (Tevbe Suresi, 26) ayetiyle Allah (cc) müminler üzerindeki bu rahmetini bildirmiştir.

Ancak dünya hayatı bir imtihan vesilesi olarak yaratıldığından elbetteki müminler de hayatları boyunca çeşitli zorluk ve sıkıntılarla karşılaşır. Ama Allah (cc)’a olan güçlü imanı nedeniyle tüm bunlar, müminin Allah (cc)’a olan sevgisini, bağlılığını daha da artıran ve daha da büyük bir şevkle Allah (cc)’a sığınması için birer vesile oluşturur.

Cennetteki Sonsuz Mutluluk

Cennetteki Sonsuz MutlulukCennet, Yüce Rabbimiz’den korkup sakınarak, sabırla, hayatı boyunca güzel ahlak gösteren ve yalnızca Allah (cc)'ın rızasını kazanmak için çabalayan salih müminlerin sonsuza kadar yaşayacağı yerdir. Herşeyin tek hakimi Yüce Allah (cc) iman edenleri Kuran’ın pek çok ayetinde cennetle müjdelemektedir.

İman edenler cennette hem bedenen hem de ahlaken Allah (cc)’ın izniyle en mükemmel şekilde olacaktır. Kuran ahlakı orada tam olarak tecelli edecek, gıybet, iftira, yalan, riya, haset, kibir, sadakatsizlik ve kin gibi kötü ahlak özellikleri hiç yaşanmayacaktır. Allah (cc) cennette iman edenlere olağanüstü güzelliklerle dolu bir yaşam ve Kendisi’nden bir mağfiret vaat etmiştir. Rabbimiz'in bu müjdesi Kuran’da şöyle haber verilir:

"Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, 'sevinç ve mutluluk dolu' bir meşguliyet içindedirler. Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Orada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları herşey onlarındır. Çok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü "Selam" (vardır)." (Yasin Suresi, 55-58)

"Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı herşey var. Ve siz orada süresiz kalacaksınız." (Zuhruf Suresi, 71)

Kuran’da haber verildiği gibi cennet, insanın hayal bile edemeyeceği güzelliklerin ve nefsin arzu ettiği herşeyin mükemmel bir şekilde yaratıldığı, sonsuz esenlik yurdudur. Orada, insan aklının üstünde, muhteşem bir mimari ve teknoloji, kusursuz bir düzen vardır. Kuran ayetlerinde bildirilen cennet tasvirlerini bilip tefekkür etmek, gafletin dağılması ve dünya hırsının yok olması açısından da çok önemlidir. Samimi bir şekilde tefekkür edilmesi, cennetin dünyadaki hiçbir mükemmellikle kıyaslanamayacağını anlamak için yeterlidir. Bunu anlayan kişi, cennet arzusu ve özlemiyle bu sonsuz nimeti hak edebilmek için çaba harcamaya başlayacak, kendisini cennetten uzaklaştıracak ve ebediyen mahrum bırakacak olan gaflet halinden ise bütün gücüyle sakınacaktır.

Huccetül İslam İmam Gazali Hazretleri cennete girmeye hak kazanan seçkin müminlerin yaşantısını ve Yüce Allah (cc)’ın rızasına kavuşmanın iman edenlere yaşattığı sonsuz mutluluğu eserlerinde şöyle anlatmaktadır:

Güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarında, güçlü Hükümdar’ın Katında, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler.

Orada çok keremli Melik’in yüzüne bakar dururlar, nimetin güzelliği yüzlerini pırıl pırıl aydınlatmış, arzuladıklarına sonsuz olarak mazhar olmuşlardır. Kendilerine ne bir toz bulaşır ne de onlar bir zillete uğrarlar. Bilakis şerefli kullardır, Rab’lerinden türlü türlü armağanlara mazhar olurlar, canlarının çektiği nimetler içinde ebedi olarak zevk içinde olurlar. Onlar orada ne korkarlar ne mahzun olurlar...
( İmam Gazali, İhya’u Ulum’id-Din, 4. Cilt, s. 1082)

Yüce Allah (cc)’ın rızasını kazanıp Rabbimiz’in cennetine girmeye hak kazanmış kıymetli peygamberler ve salih müminler arasında olabilmek umudu, iman sahipleri için çok büyük bir şevk kaynağıdır.

Müminlerin Mutluluk Kaynağı: Allah (cc)'ın Rahmeti ve İhsanı

Müminlerin Mutluluk Kaynağı: Allah (cc)'ın Rahmeti ve İhsanıİnsanın gerçek anlamda mutlu olması maddi açıdan rahatlığına değil, manevi rahatlığına ve huzuruna bağlıdır. İnsan ister fakir isterse de zengin olsun, manevi olarak kendini huzurlu ve rahat hissetmiyorsa mutlu olamayacaktır. Örneğin kimi insanlarda var olan maddiyat tutkusu, onlar için bir sıkıntı kaynağı haline gelerek, onları sonu gelmeyen bir boşluğa doğru sürüklemektedir. Bu kimseler Kuran ahlakının kendilerine kazandıracağı güzellikleri ve rahatlığı tam olarak bilmedikleri için, manevi boşluklarını geçici olan bu dünya menfaatleriyle doldurmaya çalışırlar. Müminler ise bu manevi rahatlığı, Allah (c.c)'a samimi bir şekilde iman edip, yalnızca O'na ibadet ettikleri için doğal olarak yaşarlar. Allah (c.c) bir Kuran ayetinde müminleri 'Rablerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlanan' kimseler olarak tanıtmış ve onları cennetle müjdelemiştir:

“İman edip salih amellerde bulunanlar ve 'Rablerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar', işte bunlar da cennetin halkıdırlar. Onda süresiz kalacaklardır.” (Hud Suresi, 23)

Yüce Allah (c.c) bir başka Kuran ayetinde ise, müminlerin kalplerinin yalnız Allah (c.c)'ın zikriyle mutmain olup rahatladığını ve tüm kalplerin yalnız Allah (c.c)'ın zikriyle huzur bulabileceğini bildirmiştir:

“Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur.” (Rad Suresi, 28)

Müminleri mutlu kılan, onlara huzur ve ferahlık veren, Allah (c.c)'a karşı duydukları derin sevgi ve bağlılıkları ve kalplerinin her an Allah (c.c) ile birlikte olmasıdır. Bu ise, Yüce Allah (c.c)'ın samimi imanlarına karşılık müminlere bir lütuf olarak verdiği bir nimeti ve rahmetidir. Dua ettiklerinde Allah (c.c)'ın dualarına icabet edeceğini, bir hata yaptıkları zaman, samimi bir şekilde tevbe ettikleri takdirde onları bağışlayacağını, her zaman Allah (c.c)'ın kendilerine yardım edeceğini, mutlaka bir çıkış yolu göstereceğini, yaptıkları herşeyin karşılığını tam olarak hatta fazlasıyla alacaklarını ve Allah (c.c)'ın onları sonsuz rahmetine kavuşturacağını ummanın mutluluğunu yaşarlar. İşte müminlerin sevinç ve mutluluk kaynağı Allah (c.c)'ın kendileri üzerindeki sınırsız rahmeti ve ihsanıdır. Allah (c.c)müminlerin bu sevincini Kuran'da şöyle bildirmiştir:

“De ki: "Allah'ın bol ihsanıyla (fazlıyla) ve rahmetiyle, yalnız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıp yığmakta olduklarından hayırlıdır.” (Yunus Suresi, 58)

Allah (c.c)'ın rahmeti ve bol ihsanı müminler üzerinde, dünyada hayatlarının sonuna kadar tecelli eder. Yüce Allah'ın rahmeti ve ihsanı, Rabbimiz'in müminler için hazırladığı nimetlerle donatılmış cennetlerde de sonsuza dek onların üzerinde olacaktır.

Allah'a İman Etmek Gençleri Daha Mutlu Ediyor

Dünyanın farklı bölgelerinde son yıllarda yapılan anketler ve araştırmalar göstermektedir ki; materyalizmin “sapkın ve insanı karanlığa sürükleyen bir felsefe” olduğunu kavrayan ve Allah’a iman eden gençler, iman etmeyen yaşıtlarına göre daha huzurlu ve mutlu bir yaşam sürüyor.

İnsanların büyük bir kısmı bir türlü gerçek huzuru yakalayamadıklarından, onca çabaya, çalışmaya ve yorgunluğa rağmen bir türlü mutlu olamadıklarından şikayetçidirler. Böyle bir sonuçla karşılaşmalarının sebebi, bu kişilerin mutluluğu yanlış yerde bulacaklarına inanmış olmalarıdır. Örneğin bazılarına göre mutluluk sözde maddi zenginliktedir; böylece istediği şeylere sahip olabilecek ve her geçen gün bir öncekine göre daha fazla şey tüketebilecektir. Bu gibi insanlar için tüketmek hayatlarının en büyük mutluluk kaynağıdır. Bazılarına göre mutluluğun kaynağı genç ve iyi görünümlü olmaktır, bazılarına göreyse iyi bir mevki sahibi olmak ve tanınmaktır.

Bunlar elbette ki insanları dünyada belli oranda ve çoğu zaman bir an için heyecanlandırabilecek sebeplerdir. Ancak bunların kişilerin tek mutluluk kaynağı haline gelmesi, bir araçtan çok amaca dönüşmeleri, bunlar olmadığında kişinin ciddi bir mutsuzluk yaşaması önemli bir sorundur. Bu bozuk düşünce tarzının sonucunda ortaya hiçbir şeyden memnun olmayan, sürekli daha fazlasını, daha iyisini isteyen, daha genç ve güzel ya da daha ünlü olmak için çalışan ve sadece bu sayede mutlu olup daha rahat bir hayat sürebileceklerini zanneden insanlar çıkar. Ne var ki bu çabaları onlara bekledikleri mutluluğu kazandırmaz.

Sorunların Tek Çözümü Din Ahlakının Yaşanmasıdır

Allah’ın varlığı ve birliği apaçık olmasına rağmen bazı insanlar inkarlarında direnirler ve din ahlakını yaşamaktan sürekli olarak kaçınırlar. Şüphesiz, bu çok cahilce bir tutumdur. Çünkü insanın hayatı boyunca arayışında olduğu gerçek huzuru, mutluluğu ve güveni bulabilmesinin tek yolu yaratılışına, diğer bir deyişle Allah’ın emrettiği din ahlakına uygun bir hayat sürmesidir. Din ahlakını yaşamayan bir insanın, imkanları ne kadar geniş olursa olsun, gerçek mutluluğu bulmasına imkan yoktur. Gün içinde yaşanan ve mutluluk gibi görünen anlar ise hem çok kısa ve geçicidir hem de çoğunlukla bu insanlar, gerçekte mutlu değildirler, sadece mutluluk taklidi yapmaktadırlar.

Din ahlakı insanların sabırlı, merhametli, hoşgörülü, itidalli, vicdanlı kısacası güzel huylu bir hayat yaşamalarını sağlar. Herkesin din ahlakına uygun olarak yaşadığı bir toplumda ise, huzur ve itidal toplumun geneline hakim olur. Bireyler her zaman sevgiyle, merhametle ve anlayışla karşılık görürler.

Associated Press: “İman Eden Gençler Daha Mutlu”

Associated Press’in 24 Ağustos 2007 günü yayınladığı haber bu konuda oldukça dikkat çekicidir. Ajans, din ahlakının gençler üzerindeki olumlu etkisini, “Birçok çocuk için inanç mutluluğun anahtarıdır” başlığı ile dünyaya duyurmuştur.

Haberde verilen bilgiye göre, yapılan araştırma sonuçlarında dindar olan gençlerin dindar olmayan gençliğe nazaran daha mutlu oldukları ortaya çıkmıştır. Associated Press ve MTV’nin yaptığı geniş bir araştırma kendini dindar ya da çok dindar olarak tanımlayan 13–24 yaş arasındaki insanların dindar olmayanlardan çok daha mutlu olduğunu göstermiştir. Gençlerin %44’ü dinin ve maneviyatın kendileri için çok önemli olduğunu belirtmiş, %21’i bu konuyu önemli bulduğunu söylemiştir. Araştırmaya katılan farklı ırklar arasında ise Afrika kökenli Amerikalılar dinin kendileri için en önemli unsur olduğunu söylemişlerdir. Hayatlarında dinin çok önemli olduğunu belirtenlerin %80’i kendilerini “mutlu” olarak nitelendirmişlerdir.

Sosyologlar da mutluluk ile dini uygulamaları yerine getirme arasında doğrudan bir bağ olduğuna dikkat çekmektedirler. Kuzey Carolina Üniversitesi Sosyoloji Profesörü Lisa Pearce “dinin mutluluğa büyük katkıda bulunduğunu” belirtmiştir.

Yapılan araştırmada gençlerin %68’i kendi dinlerini ve inançlarını uyguladıklarını açıklamıştır. Araştırmaya katılan kişilerin %75’i ise, mutluluklarının üzerinde Allah’ın etkisi olduğunu söylemişlerdir. Ankete katılan 20 yaşındaki üniversite öğrencisi David Mueller, Allah’ın hayat üzerindeki kontrolüne olan inancını şu sözlerle açıklamıştır:

Yaşamınızdaki olaylara gelince, bunlar sizin için önceden düzenlenmiştir… kendinizi bulacağınız yer Allah’ın sizi yönlendirdiği yerdir.

Mutluluk Hissini Veren Allah’tır

Allah’a iman, insanları başka hiçbir koşulda elde edemedikleri huzurlu ve mutlu bir yaşama iletir. Mutluluğu ruha hissettiren Allah’tır ve Allah bu hissi yalnızca razı olduğu kullarına verir. Allah’ın rızasından uzak yaşayan birisi kendisini maddi sebepler kullanarak mutlu etmeye çalışabilir ve geçici bir süre için kendini mutlu hissettiğini de zannedebilir. Ancak bu kişi gerçekte bir aldanma içerisindedir. Çünkü duyduğu mutluluk hissi, iman sahibi bir insanın yaşadığı mutluluk ile aynı değildir. Kelime olarak aynı kelime ile isimlendirilse bile, bu durum ömründe hiç tatlı yememiş bir kişinin ekşi tadını ‘tatlı’ zannetmesine benzer. Bu kişi yediği yiyeceğin şekerli olduğunu iddia etse de, gerçek şeker tadını bilen bir insana göre yediği yiyecek ekşidir. Mutluluk kavramı da bu örnekteki gibidir. Allah’a iman edip, Allah’ın kalplerine indirdiği huzura kavuşmuş olan müminler, ‘gerçek’ mutluluğu yaşamaktadırlar ve diğer kişilerin mutluluk zannettikleri hislerin anlık ve geçici heyecanlar olduğunun bilincindedirler.

Müminlerin kalbinde, Allah'ın rızasını kazanma umudunun ve bu yolda çaba harcamanın verdiği bir sevinç ve huzur vardır. Yaşadıkları bu neşe ve sevinç, onları hem dünya hayatında mutlu ve huzurlu kılar hem de Allah'ın rızasını daha fazla kazanmalarını sağlayacak olan şevklerinin en önemli kaynağını oluşturur. Bu sevinç ve mutluluk, iman etmeyen insanların asla ulaşamayacakları ve taklit edemeyecekleri bir sevinçtir. Çünkü bu, Allah'ın yalnızca müminlere hissettirdiği ve Allah'ın rızasını, rahmetini ve sonsuz cennetini ummanın verdiği mutluluk ve huzurdur.

Asıl Mutluluk Yurdu: Cennet

Allah müminleri dünyada güzel ve mutlu bir yaşamla yaşatırken ahirette de cennetle müjdelemiş, yaptıkları tüm salih amelleri kabul edeceğini ve kavuşacakları güzelliğin ve mutluluğun ise pek yakın olduğunu bildirmiştir. Allah'ın sonsuz rahmetini ve sevgisini hissetmek ve sonsuz cennetle mükafatlandırılmayı ummak müminin kalbine büyük bir ferahlık ve huzur verir. Allah Kuran'da müminlerin dünyada ve ahirette güzel bir yaşam süreceklerini şöyle müjdelemektedir:

“Şüphesiz "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); onların üzerine melekler iner (ve der ki) "Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size vadolunan cennetle sevinin".” (Fussilet Suresi, 30)

Din Ahlakından Uzak Yaşamın Ortaya Koyduğu Karanlık Tablo

Her gün televizyonlarda, gazetelerde mutsuzluk nedeniyle intihar eden pek çok insandan söz edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, son 45 yılda, tüm dünyada intihar oranları yüzde 60 artmıştır. Yine Dünya Sağlık Örgütü’nün verdiği bilgilere göre dünyada her 40 saniyede 1 kişi intihar ederek ölürken, her 3 saniyede 1 kişi de intihar girişiminde bulunmaktadır. İntihar, günümüzde tüm ülkelerdeki ölümlerin ilk 10 nedeni arasında sayılmaktadır.

Tüm bunların nedeni insanların din ahlakından uzak yaşamalarıdır. Ancak bu olumsuz tablo artık değişmektedir. İki yüzyıl boyunca tüm dünyayı etkileyen materyalist felsefenin ektiği kötülük tohumları artık yok olmaya başlamıştır. İnsanlar Yaratıcımız olan Allah’ın varlığını inkar eden ve “hiç kimseye karşı sorumlu değilsiniz, yaşam mücadelesi veren evrimleşmiş maymunlarsınız, güçlü olan kazanır” yanılgılarını telkin eden Darwinist propagandanın etkisinden çıkmaktadırlar. Bu konudaki en önemli etken hiç kuşkusuz ki; Harun Yahya (Adnan Oktar)’nın kitapları, internet siteleri, belgeseller ve dünyanın birçok yerinde gerçekleştirilen, yaşayan fosillerin yer aldığı sergiler vasıtasıyla Darwinizm’in geçersizliğinin ve Yaratılış Gerçeğinin anlatılması, din ahlakını yaşamanın tüm toplumsal ve kişisel sorunların kesin çözümü olduğunun ortaya konulmasıdır.

“Haberiniz olsun; Allah’ın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır. Onlar iman edenler ve (Allah’tan) sakınanlardır. Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah’ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur.” (Yunus Suresi, 63–64)